Dünyanın krizi, Fransa’nın krizi, büyük insanlık
ABD Başkanı Trump ve Rusya Devlet Başkanı Putin 9 Ekim’de yaklaşık bir buçuk saat süren bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi, görüşmenin merkezinde “enerji” meselesi vardı ve böyle olması kaçınılmazdı; çünkü Trump 3 Kasım seçimleri yaklaşırken kendi başına açtığı İran savaşı belasından bir türlü kurtulamıyordu.
Trump iş başına gelirken ABD halkına düşük faiz, düşük enflasyon, düşük enerji fiyatları ve ucuz gıda vaat etmişti; ancak İran savaşıyla birlikte bu vaatlerin hepsi çöp oldu. Enerji fiyatları yükseldi, bu yükseliş maliyetleri artırdı, maliyet artışı fiyatları artırdı, fiyat artışları yüksek enflasyonu getirdi, enflasyonun neticesi de FED’in faizleri artırması oldu.
Şimdi ABD’deki 3 Kasım ara seçimlerine çok az kala, yumurta kapıya dayanmışken, Trump karşılaşacağını herkesin ve kendisinin de bildiği hezimeti hafifletmek için kimi adımlar atmaya çalışıyor. Geçen hafta seçimlere kadar İran’a saldırmayacağını açıklaması, petrol fiyatlarını düşürmek adına yaptığı hamlelerden biriydi. Son Putin görüşmesi de yine aslında büyük ölçüde 3 Kasım’la ilgili.
Bu görüşmede iki şey üzerinde mutabakat sağlandığı duyuruldu. Birincisi, Trump Ukrayna tarafıyla da görüştükten sonra bir “enerji barışı” üzerinde uzlaşıldığını öne sürdü. Zaten bir süredir Zelenskiy’e Rusya’daki dizel üretim tesislerini vurmaması çağrısında bulunuyordu; çünkü Rusya’ya yönelik her saldırı ABD’deki dizel fiyatlarının artışına yol açıyordu. İkincisi, yaptırımları da esnetecek bir şekilde, Rusya’nın ABD ve küresel piyasalara 5 milyon ton dizel yakıt sevkiyatı yapması hususunda bir anlaşmaya varıldı.
Tüm bu hamlelerin ABD seçimleri üzerinde nasıl bir etki yaratacağını göreceğiz, Ukrayna da Rusya da Trump’ın bahsettiği ateşkesi tanımıyor, petrol fiyatlarında da elle tutulur bir düşüş yok, ancak enerji meselesinin şu an uluslararası sistemi belirleyen en önemli başlık olduğunu, bütün ekonomik ve siyasi gelişmelerin merkezinde bulunduğunu görmemiz gerekiyor.
Bugün dünyada üç büyük çatışma alanı bulunuyor: Ukrayna-Rusya savaşı, şimdilik fiili bir ateşkes olsa da ABD-İsrail ikilisinin İran’a karşı yürüttüğü savaş, Yemen’deki Ensarullah hareketiyle Suudi Arabistan’ın ve desteklediği güçlerin savaşı. (İsrail’in Gazze’de ve güney Lübnan’da yürüttüğü yıkım ise elbette ki devam ediyor.)
Bu üç savaş da gerçekleştiği coğrafya itibarıyla enerji-merkezli bir karakter taşıyor, üç savaştaki gelişmeler enerji üzerinden küresel ölçekte ekonomiyi ve dolayısıyla da siyaseti belirliyor, her üç savaş da enerji fiyatlarını, enflasyonu ve faizleri artırarak küresel ölçekli ve çoklu krizi tetikliyor.
Ukrayna-Rusya savaşı başladığında petrol ve doğalgaz fiyatlarının bundan nasıl etkilendiğini biliyoruz, fiyatlardaki artışın zamanla en çok Avrupa’yı vurduğunu da. Çünkü Avrupa elitleri, ABD’nin vassalları olarak yürüttükleri savaş nedeniyle Rusya’dan gaz ve petrol almayı bıraktılar ve kendilerini çok daha pahalı olan ABD gazına ve petrolüne teslim ettiler. Bunun ekonomi üzerindeki etkisinin ne olacağı açıktı ve şimdi o etkileri birazdan daha ayrıntılı bir şekilde anlatacağımız üzere Avrupa’da ve özellikle Fransa’da görüyoruz.
ABD-İsrail ikilisinin kendisine karşı başlattığı savaşa İran’ın verdiği en önemli yanıt Hürmüz Boğazı’nın kapatılması olmuştu. Hürmüz’ün........
