menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Donroe Doktrini’ninden Brezilya seçimlerine

46 0
30.09.2026

Birleşmiş Milletler zirvesi bu sene de her sene olduğu gibi New York’ta toplandı ve bu sene de her sene olduğu gibi uluslararası sistemin eşitsizlik ve adaletsizlik üzerine kurulu yapısının üzerini örten büyük bir müsamere sergilendi.

Dünya liderleri BM kürsüsünden demokrasi, insan hakları, adalet, barış vb. gibi başlıklar üzerinden nutuklar atarken, küresel gelir dağılımı daha da adaletsizleşiyor, savaş tamtamları daha da fazla duyuluyor, insanlığın kaderi küresel şirketlerin çıkarlarına daha da bağımlı hale getiriliyor ve en önemlisi Gazze’deki soykırım devam ediyordu.

Bu sene BM zirvesine eş zamanlı olarak yapılan toplantılardan biri Türkiye’de fazla gündem olmadı; çünkü konu Amerika kıtasıyla ve özellikle de Latin Amerika’yla ilgiliydi. “Amerikalar Kalkanı” adı verilen yeni oluşum için yapılan bu toplantı ABD emperyalizminin Trump dönemindeki yeni yönelimlerinin somutlaşmış bir göstergesiydi ve gelecekte kıtada yaşanacaklara dair de önemli ipuçları veriyordu.

ABD’nin yeni ulusal güvenlik belgesi, Trump ikinci kez iş başına geldikten sonra, geçen yıl Aralık ayında yayınlanmıştı ve biz de söz konusu belgeyi bu köşede yayınlanan “ABD emperyalizmine Trump ‘ilave’si” adlı yazıda ele almıştık. “İlave” sözcüğünü kullanmamızın nedeni ise belgenin Monroe Doktrini’ne yeni bir ilave yapması ve güncellemesiydi. 1823 tarihli Monroe Doktrini, ABD’nin Avrupa’ya karşı Latin Amerika’daki hegemonyasını tekelleştirmesinin ilanıyken, şimdi bu doktrine bir “Trump ilavesi” yapılıyor ve Donald adına atıfla “Donroe doktrini” olarak anılacak bir şekilde, Latin Amerika ABD emperyalizminin öncelikli meselesi ilan ediliyordu.

O yazıda da söylediğimiz üzere;

Stratejik olarak öncelik Latin Amerika’ya verilmiştir ve burası adeta ABD’nin yeni “lebensraum”u/“yaşam alanı” ilan edilmiştir; burada göç ve uyuşturucu öne çıkarılmakta, bunlarla mücadele merkeze yerleştirilmektedir; esas hedef ise kıtadaki anti-Amerikan, anti-emperyalist iktidarları devirmek ve yerine Amerikancı ve radikal sağcı rejimleri yerleştirmektir. Trump’ın hem Venezuela’yı hedef alması hem de son Şili seçimlerinde yaşananlar gidişatın nereye doğru olduğunu göstermektedir.

Sahiden de belgenin yayınlanmasından kısa bir süre sonra ABD, kendi tarihinin en haydutça eylemlerinden birini gerçekleştirerek Venezuela’ya bir operasyon düzenleyerek devlet başkanı Maduro’yu kaçırdı. Bugün gelinen noktada ise işbirlikçi Rodriguez hükümetiyle varılan mutabakat uyarınca Venezuela petrolü yeniden sömürgeleştirilerek ABD şirketlerine peşkeş çekildi.

ABD bugün Venezuela’dan sonra Küba için de bir askeri operasyon seçeneğini masada tutuyor, hatta Pentagon’da hazırlıklar da yapılıyor. Ancak Latin Amerika’ya yönelik yeni emperyalist projeksiyon sadece askeri müdahalelerle sınırlı değil ve işte “Amerikalar........

© soL