Denizlere çıkar sokaklar
Deniz’i herkes bilir ama İmran’ın adı daha az duyulmuştur. Genç bir işçi, iyi bir komünist ve sıkı bir örgütlenmeci olan İmran Aydın Deniz’lerin idamından tam 19 yıl sonra, 28 Mart 1991’de Ankara’da işkencede öldürülür, öldüğünde sadece 28 yaşındadır.
Bu ülkede çocuklara Deniz ismi koymak 6 Mayıs 1972’den beri adeta bir gelenektir; İmran Deniz adı ise daha az tercih edilmiştir ama Deniz’lerden İmran’lara uzanan bir politik gelenekten geliyorsanız, çocuğunuza İmran Deniz adını koymanız pek de şaşırtıcı olmayacaktır.
İmran Deniz Göktaş, İmran Aydın öldükten 3 yıl sonra doğmuş, ODTÜ’de psikoloji okumuş ama komedyenliği seçmiş, komedyenlik yaparken de aman etliye sütlüye bulaşmayım dememiş, komediyle siyaseti, mizahla eleştiriyi buluşturmak istemiş, bunu da sosyalist bir zemin üzerin kurmuş ve başarılı olmuş.
Deniz’in milyonların izlediği son gösterisi bu buluşmanın bir ürünüydü ve aslında hedefine ulaşan tek kişilik bir politik eylem, tek kişilik bir politik gösteriydi. Deniz de o sahneye bunun sonuçlarının neler olabileceğinin farkındalığıyla çıkmıştı. Oyunun adı “Ölü Deniz”di, yapılan iş “kelle koltukta” bir işti. Deniz, “aman tadımız kaçmasın” demedi, “başımıza iş almayalım” demedi, doğru bildiklerini söyledi, koca bir ülkeyi ağlanacak haline güldürdü, yaptıklarının sorumluluğunu aldı, memleketine döndü ve ters kelepçeliyken bile gülümsemesi görülmesin diye gözaltı fotoğrafı arkasından çekilip öyle servis edildi.
Deniz’in gözaltı süreciyle anlattıkları aynı zamanda bir itibarsızlaştırma operasyonuyla da karşı karşıya olduğunu gösteriyordu; polis Deniz’den uyuşturucu testi yapmak için tırnak, kıl ve saç örneği almıştı. Eğer kanında uyuşturucu bulunsa “uyuşturucu bağımlısı bir vatan millet düşmanı müptezel” olarak kitlelerin önüne atılacaktı ama olmadı.
Operasyonun başka ayakları da vardı; Deniz’e tam da adını İmran Deniz koyan ailesi üzerinden de saldırıldı ve babasının “Çorum olayları”na karışan bir terörist olduğu ve bir polisi öldürdüğü yazıldı çizildi. Avukatlar babanın adının söz konusu dosyada geçmediğini belgeleriyle birlikte ortaya koydular ama itibarsızlaştırma operasyonunun aktörleri doğal olarak bir düzeltme yapmadılar, gerçeği duyurmadılar.
Peki “Çorum Olayları” diye anılan hadise neydi, 1980 yılının Mayıs’ından Temmuz’una Çorum’da neler yaşanmıştı?
Bu sorunun yanıtı aynı zamanda Deniz’in tutuklanmasından ayrı ele alınamayacak ama ayrıca kendi dinamikleri olan bir meseleye, NATO zirvesine ve emperyalizme bir kez daha bakmamız anlamına gelecek.
Çorum’da 1980 yılında yaklaşık üç ay sürecek birtakım şeyler yaşanmıştı ama bunlar “Çorum Olayları” diye failsiz, kendiliğinden gelişen, doğal hadiseler olarak ele alınabilecek hadiseler değildi; ortada politik konjonktürün belirlediği bir katliam girişimi vardı ve o girişimin de gerisinde adı sanı belli aktörler bulunmaktaydı.
Bülent Ecevit’in 1978 yılının başlarında hükümeti kurmasıyla birlikte faşist terör gemi azıya almış, Gladio’nun belirleyiciliğinde bir yandan yüzü sola dönük, sosyalist........
