menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ABD Doğan Avcıoğlu’ndan neden korkuyordu?

84 0
08.04.2026

Leon Picon dil öğrenmeye olağanüstü yetenekli ve bildiği diller arasında Çince ve Japonca da bulunan bir genç olarak 2. Dünya Savaşı’nda ABD ordusuna katıldı. Bu yeteneği onun Askeri İstihbarat Eğitim Merkezi’ne atanmasını sağlayacak ve Picon oradaki kursu tamamlamasının ardından hem Japoncasını ilerletecek hem de kriptografi üzerine eğitim alacaktı, görevi ise Japon ordusunun mesajlaşmalarındaki şifreleri çözmekti.

Picon savaş bittiğinde ülkesine döndü ve 1949-1954 yılları arasında orduda sivil memur olarak çalışmaya devam etti, doktorasını bitirdi ve iki yıl da Londra’da görev yaptı, o artık bir istihbaratçıydı. Londra’dan ABD’ye geri döndüğünde ise kendisine yeni kurulmakta olan United States Information Agency’de/ Amerika Birleşik Devletleri Enformasyon Ajansı’nda çalışma teklifinde bulunuldu.

Kısa adıyla USIA olan bu kurum, aslında paravan bir şekilde Amerikan istihbaratına çalışıyordu ve misyonu da Soğuk Savaş konjonktürüne uygun bir şekilde komünizmle mücadeleydi; USIA bu mücadelenin kültür-sanat cephesinde yer alacaktı ve şimdi Picon da oradaydı. 

Picon 1955 yılında USIA adına ve “kitap çeviri memuru” unvanıyla Tokyo’ya gitti. Bu unvan gerçekti; çünkü hedef ABD’de farklı alanlarda yayınlanmış ve elbette ki gizli ya da açıktan antikomünist olan yayınları Japoncaya çevirmek ve burada ABD’nin kültürel hegemonyasını kurmaktı. Picon 1965 yılına kadar, yani tam on yıl boyunca Japonya’da kaldı ve bu süre zarfında ABD istihbaratı Picon’ın öncülüğünde binlerce kitabın Japoncaya çevrilmesini sağladı, çok sayıda antikomünist edebiyat ve sanat dergisinin çıkarılmasını finanse etti, yüzlerce panel, konferans düzenledi.

1965’te ülkesine dönen Picon, üç yıl sonra yine yurtdışında görevlendirilecek, bu seferki görev yeri Soğuk Savaş’ın giderek ısınan cephesi Türkiye ve görevi ise ABD büyükelçiliğinde kültür ataşeliği olacaktı. Picon, Türkiye’nin 1968’ine geliyordu.  

Picon’ın varlığından bizler geçtiğimiz günlerde araştırmacı-yazar Rıfat Bali’nin ABD Kongre Kütüphanesi’nde bulduğu bir belge sayesinde ve o belgeyle ilgili yaptığı sosyal medya paylaşımı vesilesiyle haberdar olduk. Picon’ın Türkiye’ye geldiği günler, Doğan Avcıoğlu’nun Türkiye’nin Düzeni adlı kitabının çıktığı günlere tekabül ediyordu ve kitap öylesine popülerdi ki doğal olarak ABD istihbaratının gözünden kaçmamış ve hedef haline gelmişti. 

Bali’nin sözünü ettiği belge 60 sayfalık bir sözlü tarih çalışması aslında ve yukarıda Picon’la ilgili verdiğim bilgileri de o belgeden aktardım. Belgeyi okuduğumuzda önemlice bir bölümünün Picon’ın Japonya günlerine odaklandığını görüyoruz, Türkiye ise görece daha az........

© soL