Orhan Kemal’in ilk öyküsü
Orhan Kemal’in ilk öyküsü Balık, 1940’da Yeni Edebiyat gazetesinde yayımlanmıştır. Yazar bu öyküyü daha sonra Baba Evi romanının bir bölümüne almıştır. Aradan geçen on yıllara rağmen metni bugün de canlı kılan, yoksulluğu iki çocuğun konuşmasına yerleştirme biçimidir. Orhan Kemal, henüz ilk öyküsünde, bütün edebiyatını belirleyecek tercihi yapar: Açıklayarak anlatmak yerine toplumu konuşturur.
Bu tercih tesadüf değildir: Öykünün yazıldığı dönem, savaşın gölgesinin gündelik hayatın üzerine düştüğü, işsizliğin, geçim sıkıntısının yaygınlaştığı yıllardır. Orhan Kemal, bu dünyanın içinden konuşur. Balık yayımlandığında Bursa Cezaevi’ndedir. Nâzım Hikmet’le aynı koğuşu paylaşmaktadır. Orhan Kemal de Nâzım Hikmet gibi toplumsal gerçekliği karakterlerin sesleriyle kurar.
Öykü, geçim sıkıntısı yaşayan iflas etmiş esnaf bir ailenin çocuğuyla, hasta annesine bakmaya çalışan Virjin’in karşılaşmasıyla şekillenir.
“Birden ismimle çağrıldım; döndüm, Virjin. Hasta annesiyle, bizim evin arkasındaki tenekelerden birinde oturan Ermeni kızı. Çıplak ayaklarıyla keskin kayaların üzerinden koşarak yanıma geldi. İncecik entarisi kirliydi, saçları darmadağın…”
Sahne, bu sözlerle kurulur.
Gün boyunca deniz kenarında balık tutmak için bekleyen bu iki çocuk konuşmaya başlar. Konuşma ilerledikçe sadece iki çocuğun hikâyesini değil, derin yoksulluğun boyutlarını da duyarız.
Orhan Kemal’in diyaloglarında dikkati çeken ilk nüve sesin tonudur. Hasta annesinden söz ederken Virjin’in sesi yükselmez. Yakınma ya da isyan yoktur sözünde.
“‘Annem çok hasta…’ diye mırıldandı.”“Nesi var?”“Göğsü tutuyor, kan tükürüyor.”“Hastaneye niye yatırmıyorsunuz?”“Bizim paramız yok ki…”
Bu konuşmada yoksulluk hayatın doğal akışı içinde dile gelir. Virjin’in sesindeki sakinlik, söylenenlerin ağırlığını daha da arttırır. Çünkü çocuk, yaşadığı koşulları olağan kabul etmektedir. Diyalog ilerledikçe ritim değişir. Sorular kısalır. Yanıtlar daha da........
