Bir egemen ülkenin Devlet Başkanı’nı kaçıran ABD güçlü mü, zayıf mı?

ABD güçlü mü? Ona ne şüphe!

Egemen bir ülkeyi aylarca donanmayla kuşatmak, ticaretini engelleyecek şekilde abluka altına almak, Devlet Başkanı olan Maduro’yu askeri operasyonla kaçırmak bugün hangi devletin yapabileceği bir şey?

Uçak gemisi ve ona eşlik eden savaş gemilerinin oluşturduğu taarruz grupları ile ABD halen çok güçlü bir orduya sahip. Ayrıca dünya devletleri arasında bu yıl 900 milyar doları aşan miktarıyla en büyük askeri harcamayı gerçekleştiriyor.

Ancak ABD zayıf, hem de çok!

İçinden geçtiğimiz tarihsel dilime özgü bu güçlülük ve zayıflık diyalektiğini kavramadan bir devrimcinin hareket etmesi ve yönünü bulması mümkün değil.

1- Venezuela saldırısı petrolle ilgili değil, ABD Orta ve Güney Amerika’da hegemonyasını yeniden inşa etmeyi hedefliyor

Son aylarda uluslararası ilişkiler üzerine yazanlar şunu çok belirttiler, mesele Venezuela Devletinin yalan üzerine kurulan uyuşturucu ticaretine karışması değil, Venezuela’nın petrol ve maden rezervleri.

Bir yere kadar doğru, Venezuela petrolleri üzerinde egemenlik kurmak ABD’nin her bakımdan lehine olacaktır. Ancak asıl amacın bununla sınırlı olduğunu düşünmek büyük hata olur. ABD’nin son bir yıl içinde Panama, Venezuela, Kolombiya, Küba ve Meksika’ya müdahale isteklerini düşününce genel bir emperyalist hegemonya sorunu yaşadığı anlaşılıyor.

Trump bu yanılsama yaratan açıklamayı daha önceki başkanlık döneminde Suriye’de de yapmıştı, Suriye’ye müdahale ederken “Suriye petrolüne el koyacağız, bu yüzden ordayız” demişti. Kendi ahlaksız ve sefil pragmatik ihtirasını bazen bahane olarak öne sürebiliyor.

Orta ve Güney Amerika 1828’de Monroe Doktrini ile ABD emperyalizminin hegemonya ve sömürü bölgesi ilan ediliyor ve Avrupa’nın sömürgeci, sonra emperyalist devletleri bu bölgeden men ediliyordu.

Gerçekten Latin Amerika “ABD’nin arka bahçesi” olarak anılacak şekilde ABD hegemonyasında kaldı yüz yıldan fazla süredir.

Ancak son 30 yılda ABD hegemonyası Çin tarafından sarsıldı. Emperyalist hegemonya sadece askeri kuşatma ve işgallere dayanmaz, daha çok sermaye ihracatı, eşitsiz ticaret, yatırımların yönlendirilmesi ve en nihayet siyasi hegemonya tesisi ile gider.

ABD bu alanda kaybetti.

Bazıları ABD’nin, Trump’ın dünya düzenini alt üst edici söylem ve eylemleriyle emperyalistleştiğini söylüyor. Oysa ABD 150 yıldır emperyalist bir devlet ve son 75 yılında ise emperyalist piramidin zirvesinde bulunuyor.

Sorun şimdi........

© soL