menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

NATO bir, NATO iki, NATO üç, NATO hiç!

54 0
29.06.2026

Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü, İngilizce kısaltmasıyla NATO her yıl bir zirve yapıyor. Geçen yıl Lahey’deydi, ondan önce Washington’da. Örgütün merkezinin bulunduğu Brüksel de NATO zirvelerine ev sahipliği yapıyor zaman zaman. Bugüne kadar 2004 yılındaki İstanbul Zirvesi de dahil hiçbirinde ev sahibi ülkenin kendi halkı üzerinde bu derece hesapsız ve gaddarca güç denemesi yaptığına tanık olunmamıştı. 

NATO sermaye düzeninin daha açık bir deyişle burjuva diktatörlüğünün  çıkarlarını korumak için 1949’da kurulmuş bir savaş örgütü. Savaş denildiğinde aklımıza sadece top, tüfek, füze, uçak gelmesin. Bunun psikolojik boyutu var, onun altında propaganda, sanat, kültür boyutları, gayrı nizami yöntemlerle yürütüleni, terör boyutu var. Savaşını sadece “düşman” olarak tanımladığı ülkelere veya sisteme karşı yürütmüyor. NATO aynı zamanda  üye ülkelerin halklarıyla da savaş halinde. Hatta örgütün ana mücadele hattı buradan çiziliyor.

Şu sıralara çok sık duyduğumuz “iç cephe”, “iç cephenin tahkimi” gibi söylemlere baktığımızda da NATO’yu rahatlıkla görebiliyoruz. Esasen bu söylemlere başvuranların da NATO’nun doğurduğu, beslediği, kolladığı ve yönlendirdiği siyasal hareketlere mensup olduğunu da biliyoruz.

7-8 Temmuz’da milli mücadelenin başkenti Ankara’yı işgal altında bir kente dönüştürmesi hedeflenen zirve bağlamında çok sık dile getirilen bir husus var. NATO 3.0. Bu zirve örgütün bir nevi güncellenmesini simgeleyecek. NATO 2.0’dan 3.0’a “yükseltilecek”.

Bunların ne anlama geldiğini açıklamaya çalışalım.

Kuruluş dönemi NATO’su 1.0 olarak tanımlanıyor. Başta söylediğimiz gibi, sosyalizme ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne karşı bir yapılanma. 1990’a kadar bu versiyon geçerli. Somut olarak Sosyalist ülkelerin içini karıştırma, blok içi ülkelerde ise emek hareketlerini dizginleme ana hedefler. 

NATO’nun güneydoğu kanadındaki Türkiye halkı da NATO’nun teröründen payını fazlasıyla alıyor. Ülkede emekçi hareketlerin güçlenmemesi için her türlü yöntem kullanılıyor. Bugün Gladio veya kontrgerilla diye bildiğimiz yer altı yapılanmaların dışında, yer üstünde de kimi parti ve örgütler de destekleniyor. Fethullah Gülen’e bir tür kariyer  gelişimi olanağı sağlayan Komünizmle Mücadele Dernekleri bunlardan sadece biri. NATO 1.0’ın Türkiye defterinde sayısız cinayet ve katliam var.

NATO 1.0, Türkiye’yi sosyalizmin Ortadoğu halklarına yayılmasını engellemek için bir bölgesel bir jandarma karakolu şeklinde tasarlıyor ve işletiyor. 

NATO 1.0 bu savaşı kazanıyor. Sadece Türkiye’de değil elbette. Daha Sovyetler tarih sahnesinde çekilmeden Avrupa’daki emek güçlerinin ve Komünist partilerinin beli kırılıyor. Bu kırılmayı iki şekilde anlatmak mümkün. Bu hareketler sadece küçülmüyorlar. Aynı zamanda ideolojik anlamda seyreltiliyor ve kitleyle bağları zayıflatılıyor.

Sermaye diktatörlüğünün ideolojik düşmanı yenildikten sonra aslında örgütün görünürdeki varlık sebebi de ortadan kalkıyor. Zurnanın zırt dediği ve tarihsel gerçeğin propagandadan soyunduğu yer de burası. NATO’nun devam etme ve bunun için yeni bir gerekçe........

© soL