İstiyorlar ama (iyi ki) korkuyorlar |
Savaşa girmek, hedef yanı başınızda ise daha kolaydır. “Yakın tehlike” dersiniz, sınırların güvenliğinden dem vurursunuz, devletin yüksek çıkarları makamından çalarsınız, halkımızın huzur ve güvenliği diye başlayan bir nutuk patlatırsınız, karşı taraftan da üç beş füze attırırsınız, olur. Savaşınız servise hazırdır.
Savaşılacak yer uzak olduğunda daha iyi hazırlanmak ve çocuklarını öldürteceğiniz halkı buna hazırlamak gerekir. Kutsallar üzerinden gidersiniz. Milli çıkarlar filan dersiniz. Yiyen bulunur. Yemeyene de zorla, sopayla, kodesle, yasakla yedirmeniz mümkündür. Muhtaç olduğunuz kudret majestelerinin sermaye düzeninin göstermelik ana muhalefetinde de mevcuttur. Nereden mi biliyoruz?
Türkiye sermaye sınıfı atını itini nallayıp yoksul halk çocuklarını Kore’ye gönderdiğinde benzer bir süreç yaşanmıştı. Demokrat Parti iktidarının daha en başında, 15 Temmuz 1950’de Kore’ye asker gönderme kararı almıştı. Türk Barışseverler Cemiyeti o dönemde TBMM’ye danışılmadan alınan bu kararın Anayasa aykırı olduğunu belirten bir dilekçeyi TBMM’ye göndermiş, kamuoyuyla paylaşmış ve savaşa hayır kampanyası başlatmıştı.
Cemiyetin kurucu başkanı Behice Boran ve Genel Sekreteri Adnan Cemgil bu yüzden komünizm propagandası yapmakla suçlanmışlar, tutuklanmışlar, yargılanmışlar, 15 ay hapis cezasına çarptırılmışlardı. Cemiyet de kapatılmıştı.
Türkiye sermayesinin hizmetindeki sağın şanlı tarihidir. Maksat emperyalizme hizmet etmek, ABD’ye yaranmak ve önünde sonunda kavuşulacak NATO hedefine koşmak ise Anayasa filan teferruattır.
Esasen dönemin çiçeği burnunda ana muhalefeti CHP de kararın özüne karşı çıkmamış, TBMM’nin es geçilmesi konusunda mızıldanmakla yetinmiştir. Savaşa doğrudan karşı çıkan yurtseverlerle karıştırılmamak için de Demokrat Parti iktidarı tarafından düzenlenen “komünizm karşıtı” mitinglerde boy göstermeyi de ihmal etmemiştir.
Bunların üzerinden 76 yıl geçmiş. Gelelim bugüne.
ABD ve İsrail’in İran’a saldırısının bu aşamada başarısızlığa uğradığı açık. Hep söylüyoruz emperyalizm plan yapar ama her planı başarılı olmaz diye. Yalnız uluslararası sermaye düzeninde plan bitmez. Daha doğrusu bir plan rafa kalktığında bir yenisi devreye sokulur.
Öyle anlaşılıyor ki, Batı Asya’nın direnişten arındırılması çabaları çerçevesinde önümüze konan yeni planın önemli bir unsuru Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’dan oluşan Mekke İttifakı. Önemli bir girişim. Hakan Fidan’ın kendi sözleriyle, ABD’nin bölgedeki yükünü hafifletmeyi amaçlayan, NATO’nun bölgesel bir uzantısı. Bakın bunu biz demiyoruz, Behice Boran’ın Türk Barışseverler Cemiyeti de komünistlik filan olsun diye iddia etmiyor. NATO’nun tamamlayıcısı olacağını Fidan söylüyor.
Mekke İttifakı........