menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Emperyalizmle savaşın cepheleri

22 0
09.03.2026

Geçen hafta savaşın ilk günlerini anlamaya ve anlatmaya çalışmıştım. Savaş haftasını doldurdu. O yazının ilk paragrafında yer alan ABD ve İsrail’in olası hedeflerine dair öngörülerde şimdilik bir değişiklik görünmüyor. Tel Aviv-Washington suç örgütü, İran’ı bir şekilde imha etmek ve Suriye gibi köleleştirmek peşinde.

Bu bir hafta boyunca yaşananlara baktığımızda emperyalist bombardımanın hedefinin İran’ın salt savunma olanaklarını değil, bütün altyapısını da imha etmek olduğunu görmekte zorlanmıyoruz. Böylelikle yönetimi zayıflatıp bir kaos yaratma peşindeler. O tür bir kaosun bütün bölgeye ve muhtemelen dünyaya vereceği zararı da pek umursamadıkları açık.

Her iki devlet görünümlü cinayet mekanizmasının başındaki yöneticiler, bir zafer veya zafer görüntüsü elde etmeden savaşı bitirmek istemiyorlar. Netanyahu’nun siyasi kariyerine ikinci bir soykırımı sığdırmak, üstelik de uluslararası sermayenin kontrolündeki dünya düzeni sayesinde bunlardan yargılanmamak gibi bir hedefi var. Washington’daki portakal renkli insan müsveddesinin aklındaki tam olarak çözebilmek için ise muhtemelen psikiyatri ilmine hâkim olmak gerekiyor.

Birkaç gün önce, yanılmıyorsam Fehim Taştekin aktarmıştı. Bir ABD gazetesi, Trump’ın 2016-2020 arasındaki ilk dönemi de dahil, başkanlığı süresinde günde ortalama 21 kez yalan söylediğini saptamış. Burjuva siyasetinde yalanın başat bir işlevi olduğunu iyi biliyoruz ama Trump’ın bu alandaki sicili tam anlamıyla göz kamaştırıcı. Sadece buraya bakarak bile, karşımızda patolojik bir yalancı olduğunu söyleyebiliriz.

Bu yüzden Trump’ın yeni bir eşiğe taşıdığı emperyalist saldırganlığı salt iç siyasi ya da stratejik hedeflerle izah etmeye çalışmanın eksik kaldığını düşünüyorum. Başka bir deyişle ABD sermayesinin Çin’i kuşatma hedefi veya Kasım ayındaki ara seçimlere askeri bir zaferle girme niyeti tek başına yetmiyor. Trump, öldürmekten, yıkmaktan, aşağılamaktan, hakaret etmekten zevk alan bir kişilik. Kendisinin de söylediği gibi, dikkate almak zorunda hissettiği bir kural ya da ahlaki eşiğe sahip değil.

Bu tabloya bakınca dünya açısından İran’daki rejimin mi, yoksa Kavuklu ABD ve Pişekâr İsrail’in mi daha büyük tehdit teşkil ettiğini sorgulamak dahi anlamsız. İkinci grubun zarar verme kapasitesi neredeyse sınırsız. O yüzden de bir şekilde durdurulmaları, mümkünse tepelenmeleri bir zorunluluk.

Biraz da savaşın gidişine göz atalım. Gelişmeleri takip etmek ve sağlıklı bir fikir edinmek çok güç. ABD-İsrail çetesinin elindeki güçlü propaganda aygıtı bunu engelliyor. İlginçtir. ABD merkezli CNN International gerici ve antidemokratik denilen İran yönetiminin onayıyla ülkeden bilgi aktarabiliyor. Tahran veya diğer kentlerdeki yıkımı gösteriyor. Bölgenin tek demokrasisi denilen İsrail’de ise durum farklı. Siyonist rejim ağır bir sansür uyguluyor. Hafta içinde yanlış anımsamıyorsam bir Meksika kanalında muhabir İsrail’in çekim yapmayı kısıtladığını söylemesi üzerine sonradan kanal yönetimi tarafından sözlerini geri almaya zorlandı.

İran’ın ne kadar dayanabileceği sürekli sorgulanıyor. Üç hafta mı, dokuz hafta mı, üç veya dokuz ay mı? Bu da olağan çünkü İran sadece İsrail ve ABD’ye karşı savaşmıyor. Karşısında dünya sermayesinin en iyimser tahminle üçte ikisi var. Batı Avrupa’nın........

© soL