Siyasette dopamin orucu |
Geçenlerde bir arkadaşım, "Eski kitap okuma alışkanlığımı geri kazanmak için ben de kendimi boş bir duvara bakmaya zorlayacağım" dedi. Önce şaşırdım, “Böyle bir icat mı çıktı, yeni mi çıktı” diye. Meğer varmış; boş duvara bakmak, bir dopamin orucu yöntemi olarak kullanılıyormuş.
Mesele dopamin salınımını kesmek değil, beynin bitmek bilmeyen "yüksek haz beklentisini" sıfırlamakmış. Normalde sıkıcı gelen, uzun süreli odaklanma gerektiren eylemler, o uyaran yoksunluğunun ardından beyne çok daha cazip gelmeye başlarmış.
Yani gün içinde dikkatinizin darmadağın olduğu, sosyal medya çukurunda amaçsızca kaybolduğunuzu fark ettiğiniz anlarda bunlardan kurtulmak için ya da yoğun zihinsel mesai gerektiren bir işe girişmeden hemen önce, bir 15 dakikalığına duvarla baş başa kalmak, belki de işe yarıyordur, bilmiyorum.
Fakat bütün bu duvarla bakışma meselesi, benim asıl başka bir şeyi düşünmeme vesile oldu.
Kaybettiğimiz o kitap okuma alışkanlığını geri kazanma çabamızla siyasete müdahil olmak, örgütlenmek ve işe hep birlikte el atmak ihtiyacımız aslında ne kadar da bir ve aynı şeyler!
Her gün ekranlardan, sosyal medya akışından, büyük gazetelerin manşetlerinden boca edilen gürültüyü bir düşünün. Ahıra dönmüş siyasi ortamda koparılan anlamsız fırtınalar ve zurnanın her zırt dediği yerde ip gibi hizaya dizilip sermayenin politikalarını tıkır tıkır uygulayan burjuva siyasetçileri...
Kamera arkasında sarmaş dolaşlarken Türkiye’nin bütün önemli meselelerinde aynı doğrultuyu tutturmuş........