menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Arınanlar, tasfiye olanlar, sıradakiler

35 0
06.09.2026

Ortada ülke, insanlık, dava, ilkeler ve değerler uğruna yürütülen bir mücadele kalmadığında, burjuva siyasetin merhametsiz doğası daha da çıplaklaşıyor. Siyaset halksızlaştıkça puslanıyor; daha tekinsiz, güvensiz ve paranoya yüklü hâle geliyor.

Eski defterlerin her yeni konjonktürde yeniden açılabileceği acımasız bir kurtlar sofrası bu. Güç dengeleri değiştikçe dünün kan kardeşleri bugünün hedeflerine dönüşüyor. Avcılar av oluyor. Yeni Osmanlı programının icracıları mutlak otoriteyi tahkim etmek için eski-yeni müttefiklerine yöneliyor ve tasfiyeler tasfiyeleri kovalıyor. Geçmiş hizmetlerin, vefanın, sadakatin hükmü yok.

Gökçeklerden eski başbakanlara, bakanlara, bugün arkadaşlarının adını bile anmaktan imtina ettiği yandaş gazetecilere uzanan operasyonlar bunu gösteriyor.

Bir zamanlar memlekette Ayşe Ateş Beştepe’ye çıkıyor, buna karşılık 17-25 Aralık yeniden gündeme getiriliyordu. Üzerinden bir devir daha geçti. Türkiye’de devirler çok hızlı açılıp kapanıyor.

Şimdi, düşenlerin neden düştüğünü, kimler tarafından düşürüldüğünü ve menüde daha hangi isimlerin yer alabileceğini anlayabilmek için, yeni çözüm süreci döneminin gerisine, iki seçimin ardından gelen denge arayışlarının hissedildiği günlere birlikte uzanalım.

'Normalleşen' yalnızca AKP-CHP ilişkileri mi olacaktı?

Mayıs 2023 seçimleri Türkiye’de yalnızca iktidarı belirlemekle kalmadı; düzen muhalefetinde de köklü bir yeniden yapılanma dönemini başlattı. 5 Kasım’da CHP’de yönetim değişti. Ardından yerel seçimlere DEM Parti’yle sonuç alıcı bir ittifak sistemi içinde giren CHP, seçim haritasını büyük ölçüde değiştirmeyi başardı. Ancak daha da önemlisi, seçim sürecinde kimi AKP’lilerin CHP için kimi CHP’lilerden daha fazla efor sarf ettiği artık açıkça görülüyordu.

Seçim sonrasında karşılıklı olarak başlayan “normalleşme” politikası da bu yeni siyasi dengelerin ürünüydü. Erdoğan-Özel görüşmeleri bunun bir tarafında duruyor, diğer tarafta AKP ile DEM Parti arasında da yeni temas kanalları gündeme geliyordu. AKP içindeki bazı unsurlar İmamoğlu merkezli şekillenen muhalefetin ülkede bir iktidar alternatifi hâline gelmesine fiilen destek veriyordu. CHP cephesinden ise Mehmet Şimşek’in ekonomi programına verilen destek, pek çok AKP’linin desteğinden daha belirgindi.

Ülke siyasetinde “yumuşak geçiş” olarak anılan teorinin ete kemiğe büründüğü ve her partiden destekçi bulduğu dönem bu “normalleşmeci” dönemdi. Erdoğan’ın eski önemli yol arkadaşları da bu projeye teşneydi, büyük sermaye henüz kararlı bir vaziyet almamıştı, Londra Ankara’da her zaman için hükmü geçen, etkili bir aktördü.

Ama takdir edersiniz ki bu eğilime sahip olanların, Erdoğan’ın karakterine ilişkin hesaba katmadıkları çok önemli detaylar da yok değildi. Erdoğan, icabında bozuntuya vermeden, müsabaka öncesi sporcuların yaptığı gibi, çaylak rakibine bir el ense çekip, durumunu anlamakta sakınca görmezdi. Fakat durumu anladığında karşıdakini yere sermeye daha büyük bir şevkle karar verebilir ve ona göre hazırlığını yenileyebilirdi.

Ancak öyle bile olsa, normalleşme atmosferi, 15 Temmuz sonrasında biçimlenen “yeni” iktidar yapısını kaçınılmaz olarak sorgulanabilir kılıyordu. Bahçeli MHP’sinin bu seçim sistemi ve ittifak yapısı içerisinde AKP için ciddi bir vesayet unsuru hâline geldiği değerlendirmesi çok yaygındı. AKP içindeki çeşitli unsurların rahatsızlıkları da artık örtülemez noktaya gelmişti.

MHP dışarı demokrasi içeri mi?  

Bahçeli’nin Ferdi Tayfur eşliğinde paylaştığı yürüyüş videosunu hatırlar mısınız? İttifak içindeki önemli çatlak imalarından biri olarak yorumlanmıştı.

Ardından........

© soL