Yalan Dünyalar

Sormak gerek. Son derece ağır, son derece bıktırıcı ve Gordion düğümü olmuş gibi görünen meseleler nasıl çözülecek? Memlekette gidenin geleni aratmadığı gün geçmiyor neredeyse. Birbirinden ağır olaylar gündelik hayatın ve siyasetin sahnesinde birbiri ardına dizilirken biz yurttaşlar sağdan soldan gelen Osmanlı tokatları ile sersemliyoruz. Son mevzu “mutlak butlan”. Muhtemelen benim gibi pek çok kişi yüz kez dönüp dönüp mutlak butlanın anlamına bakmıştır sözlükten veya yapay zekâya sormuştur. Yüz kez bakılıp yüz kez unutulan bir acayip hukuk terimi “mutlak butlan”.

Kimse Türkiye yurttaşlarını küçümsemesin çoğumuz muhtemelen ömrümüz boyunca duymayacağımız, merak etmeyeceğimiz, üzerine düşünmeyip okumayacağımız pek çok olay ve olguya maruz bırakıldığımızdan hukukçu, ekonomist, din bilgini, siyasetçi, sosyolog, madeninden jeolojisine mühendis, öğretmen, polis, adli tıpçı, anayasa hukukçusu, mimar, deprem bilimci hatta arkeolog olmak zorunda kalıyoruz. Bir bakıma on parmağımızda on marifet. Fakat bir türlü kendi söküğümüzü diken terzi olamıyoruz.

Hayatın akışına aykırı absürtlükler yabancıdır ve yüz kez öğrenilse, ezberlense, deneyimlense bile unutuluverir. Mutlak butlan da yapılan bir hukuki işlemin baştan itibaren geçersiz sayılması anlamına gelirmiş. “Butlan” “geçersizlik”, “mutlak” ise bu geçersizliğin çok ağır ve kesin olmasını ifade edermiş. Öğrendiniz mi şimdi? Bunu cümle içinde kullanınız bakalım. Bir değil birkaç defa cümlede kullanırsanız “mutlak” ve “butlan” kelimeleri o kadar yabancı ve soğuk gelmeyebilir. Üstelik bu iki kelimeyi yan yana getirerek, geriye doğru bakarak ve çevrenizdeki pek çok durumu işaret parmağınızla göstererek “mutlak butlan” terimini yapıştırabilirsiniz.

Saçma mı? Abes mi? Absürt mü? Şaka mı?

Bugünkü bu toz duman arasında tam da yukarıdaki soruların muhatabı olabilecek çok severek okuduğum Ahmet Hamdi Tanpınar’ın romanlarından “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”ne geleceğim. Dikkatli bakınca kocaman bir absürtlük ile tadı çoktan kaçmış, tavsamış bundan dolayı da giderek korkutucu olmaktan karabasana evrilmiş alegorik bir Türkiye manzarasını hınzırca önümüze atıp kaçan bir Tanpınar var karşımızda.

Roman tarihsel akışa göre dört bölüme ayrılmış. “Büyük Ümitler” bölümü Tanzimat öncesini, “Küçük Hakikatler” Tanzimat Dönemi’ni, “Sabaha Doğru” Erken Cumhuriyet Dönemi’ni ve “Her Mevsimin Bir Sonu Vardır” devam sürecini anlatıyor. Baş karakter Hayri İrdal’ın ağzından anlatılan romanda İrdal, arafta kalmış uyumsuz, içine düştüğü toplumu........

© soL