Yüz yaşında bir devrimci |
Doğan Avcıoğlu 13 Mart 1926 doğumlu. Bu yazının okunduğu gün yüz birinci yaşına girmiş olacak…
İki sayı önce Ortaklaşa’da Berkay Kemal Önoğlu Avcıoğlu’nun 1960’larda sosyalist solla tartışmalarında haksız çıktığını, ama bugüne iki akım arasında “eskimeyecek bir dostluğun” kaldığını yazmıştı. Nedir bu iki akım? Daha doğrusu, biri belli olduğuna göre, Avcıoğlu’nun ekolü nedir?
Bilsay Kuruç da bir yüzüncü yaş yazısı kaleme almış. Doğan Beyin, Cumhuriyet’in kurucuları izleyen İkinci Kuşağı’ndan olduğunu hatırlatıyor. 1920’lerde yeni düzene, devrime doğan bu insanlar kırklı-ellili yaşlarında siyasal mücadelelere damga vuracaklardı… Avcıoğlu bu mücadelenin simge isimlerinden başında gelir.
Ben de Avcıoğlu üzerine Daima dergisinin dosyasına bir katkıda bulundum. Orada, söz konusu damganın karakterini aydınlatmayı denemiştim. 1935 doğumlu Bilsay hoca, Avcıoğlu kuşağının “aktif süresinin 1980’de dolduğunu” yazıyor. Burada dramatik olan, sanırım şu: Sonrasında Cumhuriyet’e sahip çıkan aydınlar ve onların mücadelesi kuşkusuz sürdü; ama bir üçüncü kuşaktan söz edilemiyor.
İnsanlar gruplar halinde, doğdukları tarih ve yaşadıkları döneme göre kuşaklar halinde tasnif edilebilirler. Buraya kadar bir yanlışlık yok. Ancak, -isterseniz burada sözcüğün ilk harfini “büyük” yazalım- Kuşak olabilmek bu takvim rastlantısından öte bir şeydir. Avcıoğlu kuşağı ayırt edici bir mücadele yürütmüştür. Sonraki Cumhuriyetçiler direndiler, denediler, bedel ödediler; ama Bilsay Hoca, onları bir üçüncü kuşak olarak tanımlamamaktadır…
Sakın, yazara veya 1990’ların şeriatçı kalkışmasında yaşamını yitirenlere haksızlık etmeyelim. Ama Avcıoğlu’na ayrıcalıklı bir yer ayıralım...
Şimdi devrimci demokrasi kavramını yardıma çağıracağım. Bu kategori 19.yüzyıl Rusya’sından çıkıp gelmiş bugüne. Rusya, kökleri Büyük Petro ve Büyük Katerina’ya uzanan modernleşme / aydınlanma sürecinin çok verimli bir ürünü olarak 19.yüzyılda bir aydın fabrikasına döner. Ancak büyük sanatçılar, bilim insanları, felsefeciler ve onları izleyen gençlikten oluşan bu kesim, kendisini bağlayacağı bir sosyal sınıftan yoksundur!
Her radikal devrimci akımın başına gelebilir bu. Örneğin Robespierre ve diğer Jakobenler kısa süreli devrimci diktatörlüklerini kurduklarında kimseye yaranamadılar;........