1 Mayıs’ın doğrusu yanlışı |
Türkiye’nin, içeriden çok hissedilmeyebilen, uzaktan bakanları ise şaşırtan bir özelliği vardır. Daha doğrusu var-dı…
1 Mayıs’larda su yüzüne çıkardı bu özellik. O gün sergilenen canlılığı, heyecanı, gerilimi, kitleselliği görenler, merak edip öncesinde ve sonrasında sınıf mücadelesinin seyrine göz atarlarsa, aradaki çelişkiyi açıklamakta zorluk çekerlerdi!
Öncesinde ve sonrasındaki hareketsizlik, o 1 Mayıs haberlerinin gerçekten Türkiye’ye ait olup olmadığı konusunda bile kuşku yaratabilir, uzaktan gözlemcilerde!
Biz, genellikle içeride bunu çok hissetmeyebiliyoruz... Emeğin gününün hakkınca kutlanması için sol canı gönülden emek harcamış oluyor çünkü. Emeğimizden, onca uğraşla ortaya çıkarttığımız “bir günlük ürünümüzden” kuşku duymaya yanaşmayız çoğunlukla. Nasılsa, elbette ertesi yıl daha iyisinin yapılması için daha çok çalışacağızdır...
Ortaya çıkan tablonun geri kalan 364 günle arasındaki tuhaf uyumsuzluğa takılırsanız, “iyi de neye yaradı” diye sorma tehlikesine bile düşebilirsiniz. Bu sorunun ele aldığı konu değil, ama kendisi yanlıştır.
1 Mayıs’ın kendine has, kendisiyle sınırlı bir gün olarak kalmaması, sınıf mücadelesinin bütününe güç katması için ilk yapılması gereken “emek vermektir.” Hiçbir şey yoktan var olmadığı gibi, hiçbir şey de yok olmaz; en ufak katkı bile boşa gitmez. “Değdi mi” sorgulaması enerji emmekten başka işe yaramaz!
Ancak konu doğru sorularla ele alınmadığında, zamanla 1 Mayıs’ın sınıfımızın genel durumunu aşan canlılığından da eser kalmayabilir. Daha doğrusu, bu, artık bir olasılık değil. Bugün geldiğimiz nokta tam da budur. Türkiye 1 Mayıs’ının, uzaklardan bile ayırt edilen parlaklığını yitirdiğini kabul etmek durumundayız.
Parlaklık yitimi, sözcüklerin içerdiğinden farklı olarak hepten negatif bir değerlendirme sayılmasın. Yanıltıcı yansıların varlığını yitirmesi, 1 Mayıs’ın emekçi örgütlülüğüne dayanan, bu örgütlülüğü derinleştiren, politik değeri yüksek bir öze oturtulması için verilen uğraşın daha fazla önemsenmesi için pekâlâ bir fırsat olabilir.
En gevşek, en dış çemberden başlarsak, 1990’larda DİSK’e paydaş olmayı deneyen sağcı konfederasyonlar 1 Mayıs’ı Anadolu kentlerinde gezdirerek önemsizleştirmeyi meslek edindiler. Onlar gideli beri organizasyonun merkezine yerleşen, DİSK’in diğer kurumsal ortaklarının bir anlamı varsa bile, o anlam alana yansımıyor! Tarihten aldığı meşruiyeti, sorumsuz bir mirasyedi edasıyla harcayan DİSK ise artık protestoların muhatabı oluyor… Gelelim “fırsat”a… Bu üzücü tablo yalnızca 1 Mayıs’ı emekçi halkın, işçi sınıfının........