Öylesine bir hukuk |
Yürütme yetkisi ve görevinin tek başına cumhurbaşkanı tarafından yerine getirilmesine ilişkin 2017 Anayasa değişikliği ve bu değişikliğin uygulamaya geçtiği 2018 genel seçimleriyle Cumhuriyetin -gelgitli olsa da- doksan beş yıllık ana iskeletine yabancı bir ekleme yapılmış gibi oldu. Adı bile konulamayan bu eklemenin, yolda yüründükçe istek ve gereksinmelere göre biçimlendirilmeye kalkışılması, bunlardan bir bölümünün Anayasa Mahkemesinden dönmesi, devletin bütünüyle yürütme etkisine girmesi vb durumlar analiz ediliyor, daha da edilecek.
Eklemeli başkanlı rejimin, eklendiği Anayasa ve Cumhuriyet içinde “asıl” konumuna gelip anayasal hükümleri, organları ve Cumhuriyet ilkelerini ikincil konuma ittiği tartışmasız ve düzen içinde de kanıksatıldı. Yeni anayasa önerilerinde başkanlı rejimin aksayan yönlerinin düzeltilmesi olarak dile getirilen durum bu kanıksatılmanın yansımasından başka bir şey olmayacak.
Ekleme işinin sırıttığı birçok alan ve organ var. Hepsine girmeyeceğiz. “Bakan” adı verilen makam sahibinin Cumhuriyetin tarihsel durumundan farklı olarak “cumhurbaşkanı tarafından atanan kamu görevlisi” olduğuna vurgu yaparak güncel iki bakan, içişleri ve adalet bakanları atamasından hareketle, iki örnekle yetineceğiz.
İçişleri Bakanlığı ve yerel yönetimler konusu bu örneklerden biri. Anayasaya göre, yerel yönetimlerin seçilmiş organlarının, organlık sıfatını kazanmalarına ilişkin itirazların çözümü ve kaybetmeleri konusundaki denetim yargı yoluyla yapılır. Ancak, görevleri ile ilgili bir suç sebebi ile hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan yerel yönetim organları veya bu organların üyelerini, İçişleri Bakanı (İB), geçici bir tedbir olarak, kesin hükme kadar uzaklaştırabilir. Bu hüküm, merkezi yönetimin yerel yönetimler üzerindeki idari........