We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Mezarımı taştan oyun!

2 1 6
26.09.2021

Son dönem filmlerinde çizdiği tiplerle bile hafızalarımıza silinmeyecek şekilde kazındı. Şeklini değiştirmediği sakalı, gülmeyen buyurgan yüzü, açık mavi gözleri, zorunlu saygı uyandıran bakışı ile en ünlü kötü adamdı! The Godfather’da oynasa, ‘Baba’ portresini ‘‘Don Corleone’yi Marlon Brando’dan daha başarılı ve inandırıcı canlandırdığı,’ yazıldı/savunuldu. Bin bir özen gösterdiği, gül ağacından yapılmış, üzeri kıymetli taşlarla süslü bastonu sanki ‘sultan’ asasıydı.

Sinemaya candan gönül verdi. Kazandığı parayı, şahsının ve ailesinin servetini beyaz perdeye yatırdı. Çok başarılı yapımlara imza attı. Ama hiçbir zaman ticari başarı sağlayamadı. Ülke sınırlarını aşan ününü paraya tahvil edemedi.

Hüseyin Peyda ve Ay Can, 1953'de çekilen 'Bu Nasıl Aşk' filminin bir sahnesinde

Senaryosunu yazdığı, yönettiği ve başrolünde de oynadığı ‘Mezarımı Taştan Oyun!’ ülkenin her köşesinde patladı, seyirci rekorları kırdı. Peyda’nın bir dostunun anlatısı yaşan(ıl)mışlardan kesitti: ‘Sinemaları kiralardık. Bir ay boyunca her gece İstanbul’u dolaşırdık. Seyirciye satılan biletlerin koçanlarını incelerdik. Hâsılatı şeker çuvallarına doldurup otomobilin bagajına koyardık. Gece yarısından sonra da Hüseyin Peyda’nın evinde buluşurduk.’

Bir başka aile dostu da, bıyık altından gülercesine, - belki de mizah yaparcasına! - ‘Banknot saymaktan parmaklarım nasır tuttu. Para çuvalları taşımaktan az daha bel fıtığı olacaktım,’ diyecekti.

- Yöresel Halk Kahramanı: ‘Abdo Bey’! -

Yaşananlar, Türk Sineması’nda az görülen cinstendi. Havsalanın alamayacağı sayıda seyirci sayısına ulaşıldı. Günün her saatinde uzun kuyruklar oluştu. Türk insanı, abartısızca kendisini anlatan eseri yakalamıştı. Bazı illerde bütün yıl boyunca oynadı. Halkın yeni kahramanı vardı. Toplumun içinden çıkan, onun gibi yaşayan ve hisseden destan karakterinin adı: ‘Abdo Bey’di. Film ise, - 1951 yapımı! - ‘Mezarımı Taştan Oyun’du.

Anadolu insanı, Mısır yapımı melodramlardan bıkmıştı. ‘Mezarımı Taştan Oyun’, Yeşilçam ve özellikle de İstanbul’da odaklanan Türk sineması için kabuğunu kırıştı. Halkın istediği, gönlünden geçirdiği, günlük hayatında yaşadığı bütün öğelere sahipti. Mahalli kıyafetler, türküler, şarkılar, gazeller, yerel deyimler, lokal mizah unsurları, folklor, bilhassa da dansöz vazgeçilmezdi.

Hüseyin Peyda, Hüseyin Baradan ile

Hüseyin Peyda, otantik kıyafetleriyle bin bir gece masallarından çıkıp gelen çöl şeyhlerine benzerdi. Başında kefiyesi, ayağında çizmesi, sırtında peleriniyle dikkat çekerdi. Boyunu daha uzun gösterecek sırmalı çizmelerinin topukları destekliydi. Kıyafetleri kendisi tasarımıydı. Kesimi ve dikimi eşi Cemile Hanım’ındı. Filmi seyreden hanımların nazarında sessiz sinemanın ‘aşılamayan iconu’ Rudolph Valentino’nun ‘Şeyhin Oğlu’nu çağrıştırıyordu. Karizması, hareketleri, konuşması, otantik giysileriyle hayal dünyasının erişilemeyen kahramanıydı. Bir sinema eleştirmenine göre Peyda, ‘toplumun her kesiminden kadını sinemaya çekmeyi başardı!’

- Peyda’nın Yardımcı Yönetmeni Atıf Yılmaz’dı… -

Filmin senaryosunu Peyda kaleme aldı. Urfa yöresine ait bir türkünün hikâyesinden esinlendi. Yetersiz deneyimine karşın büyük cesaret gösterdi. Yönetmenliği de yaptı. Afişlere nüfusa kayıtlı ismini yazdırdı: ‘Hüseyin Örmen’! Filmin 2 bayan başrol oyuncusu Sabiha İzer ve Nurhan Nur’du. Atıf Yılmaz da rejisör yardımcısıydı.

Hüseyin Peyda, 1950’de çektiği ilk filmi ‘Söyleyin Anama Ağlamasın’ ile sinemada rüştünü ispat etti. Aniden popüler oldu. Özellikle Doğu vilayetlerinde salonlar dolup boşaldı. Peyda, kefiyesi, sırmalı elbiseleri ve çizmeleriyle masalımsı tip yarattı. Yerli ‘Roman Navaro’ veya Rudolph Valentino mu doğmuştu?

Türk sinemasının yüz akı rejisörlerinden Atıf Yılmaz, anılarında - Bir Sinemacının Anıları, Doğan Kitap, 3. baskı, Ocak 2002 - Hüseyin Peyda’ya yer ayırdı. Nasıl tanıştıklarını, dostluklarını, sinema anlayışını anlattı. En önemli filmi sayılan, ‘Mezarımı Taştan Oyun’un çekim aşamalarını - hatırlayabildiği kadarı ile! - aktardı.

İkili, Çiçek Pasajı’nda tanıştılar. Hızla samimi oldular. 2. adreslerinde, her akşam bir araya gelip, içtiler. Yeni projeleri tartıştılar. Demlenme dönemleri 3 ayı aşkın sürdü. Peyda, arkadaş(lar)ına her yönden güvenmek isterdi. Fikirlerinin ve projelerinin çalınmasından endişelenirdi. Atıf Yılmaz’ı iyice tanıdıktan sonra itimat etti. Planını açıkladı. Çekeceği yeni filminde kendisine yönetmenlik teklif etti. Yılmaza göre önerisi, ‘rejisörlüğü başarabileceğinden değil, güvenilirliğindendi! Namuslu ve dürüst bulunuşundandı!’ Aynı anda 2 film çekilecekti. İlki: - ki Peyda projelerine çok önem veriyordu! - ‘Mezarını Taştan Oyun’du. İkincisi de: ‘Kanlı Feryat’tı!

Hüseyin Peyda, Ekrem Bora ve Figen Say ile 1966'da çekilen 'İzmir'in Kavakları' filminde

- Prodüksiyon Amiri 18 Yıl Hapis Yatmış Eski Mahkûmdu… -

Yılmaz, film başına 1.000 lira alacaktı. Yapımcılığı Peyda’nın ağabeyi Mehmet Örmen üstlenecekti. Mehmet Bey, bakır ticareti yapardı. Maddi durumu iyi sayılırdı. Anlaşmalarına bakılırsa Atıf Yılmaz, - aynı zamanda! - ‘Mezarımı Taştan Oyun’un senaryo yazarı ve yönetmen yardımcısıydı. 2. film ‘Kanlı Feryat’ın de hem rejisörü, hem senaristiydi.

Yılmaz, büyük hevesle kollarını sıvadı. Senaryonun tanzimine girişti.........

© SiyasetCafe


Get it on Google Play