menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Trump’ın yeni dünyasının ilk kurbanı: Bienvenido istikrarlı kaos, adiós Maduro

24 8
04.01.2026

Tam 35 yıl önce 3 Ocak 1990 tarihinde Amerikan askerleri Panama’daki Vatikan Büyükelçiliği önünde büyük hoparlörlerle rock şarkıları çalıyordu. The Clash’ın “I Fought The Law”, U2’nin “All I Want Is You”, Bruce Cockburn’un “If I Had A Rocket Laucher” şarkıları Amerikan askerlerinin listesindeki “manidar” şarkılardan sadece birkaçıydı.

Elbette Amerikan askerleri ülkelerinden yüzlerce kilometrelerce uzaktaki bir Latin Amerika ülkesinde 1990’ların hit şarkılarını tanıtmak için kültürel bir girişim yürütmüyordu. Bir zamanlar CIA ve Amerika’nın desteklediği Panama diktatörü ABD’nin çıkarlarına aykırı hareket etmeye ve uyuşturucu kaçaklığı ile elde ettiği kara parayı Amerika aleyhine kullanmaya başlayınca ABD Başkanı baba Bush düğmeye basmış, Panamalı Manuel Noriega’yı devirmeye karar vermişti. Aralık 1989’da başlayan operasyona 27 bin Amerikan askeri katılmış, Panama işgal edilmiş, halkta karşılığı olmayan Noriega direnememiş, çareyi Vatikan Büyükelçiliği’ne sığınmakta bulmuştu.

Opera sever bir diktatör olan Noriega’ya karşı psikolojik baskı kurmak için Amerikan askerleri büyükelçilik binasını çevrelemiş ve yüksek sesle sabah akşam rock şarkıları çalmaya başlamıştı. Fakat bu psikolojik işkence sadece üç gün sürmüş, Vatikan ABD’den büyükelçilik çalışanlarının da rahatsız olduğunu söyleyerek sesi kapamalarını istemiş, ABD’de de hoparlörleri bagajlara kaldırmıştı.

Amerikan rock müziği işkencesinin bitmesine rağmen Noriega’nın direnci 10 günde kırılmış, kendi halkı tarafından linç edilebileceğini düşünerek Amerikan güçlerine teslim olmuş, Delta Force güçleri ile ABD’ye yargılanmak üzere götürülmüştü.

Noriega, uyuşturucu ticareti ve kara para aklama suçlarından 40 yıl hüküm giymiş, iyi halden 2007 yılında tahliye edilmiş, fakat daha sonrasında Fransa’ya sınır dışı edilmiş orada ceza almış ve hapis yatmış, ardından da Panama’ya iade edilmiş ve kendi ülkesinde giydiği hükmün cezasını çekmeye başlamış, 83 yaşında tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetmişti.

Ne tesadüf ki, tam 35 yıl sonra yine bir 3 Ocak günü Amerikan askerleri yine bir Latin Amerika liderini Delta Force güçleri ile ülkesinden kaçırdı ve yargılanmak üzere ABD’ye getirdi.

Fakat bu sefer büyükelçilik önünde rock müzik dinleterek değil, bir ülkenin cumhurbaşkanının yatak odasını basıp eşiyle birlikte pijamalarıyla kaçırıp helikoptere bindirerek.

Aslında Noel günü için planlanan ama Nijerya saldırıları nedeniyle geciken Venezuela saldırısında Amerika önce askeri hedefleri ve Chavez’in mezarı gibi sembolik yerleri bombaladı, ardından Maduro’nun yakın çevresindeki istihbarat kaynakları aracılığıyla kaldığı özel binaya özel Delta Force timi ile baskın düzenledi. Amerikan askerleri Maduro ve eşinin yatak odalarını basıp uykularından uyandırdı, Maduro ve eşi sığınaklarına doğru koşarken kapıyı kapamalarına engel oldu ve çifti pijamalarıyla birlikte helikoptere bindirip açık denizde bekleyen askeri gemiye götürdü.

Trump’ın kendi ifadesiyle “televizyon izler gibi” izlediği operasyonun “resmi” gerekçeleri uyuşturucu kaçakçılığı ve Maduro’nun antidemokratik bir lider olması. Fakat bu resmi gerekçeleri Trump bile dile getirmiyor. Trump çok açık bir şekilde ABD’nin Venezuela petrollerini dağıtacağını ve........

© Serbestiyet