menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Şili’nin demokrasiye Kast’ı neydi?

15 14
20.12.2025

3 sene önce bir Eylül günü, yüzlerce Şilili başkent Santiago’daki Ulusal Stadyum’un önünde kuyruğa girmişti. Belki de beklenenin aksine bir maç veya tören için değil, oy vermek için. 3,000’den muhalifin katledilmesinden, sistematik faili meçhul cinayetlerden ve binlerce kişinin işkence görmesinden sorumlu diktatör Pinochet’in mirası 1980 anayasasını geride bırakmak için düzenlenen bu referandum, Şili için çok önemliydi. Şili Anayasası’nda birçok değişiklik olmuştu, fakat Şilililer 1980 anayasası yerine yeni bir anayasa talep ediyor, bunun için sokağa çıkıyor, yepyeni bir anayasa ve toplumsal sözleşmenin yazılmasını istiyordu.

Ulusal Stadyum’da yeni bir anayasa için oy kullanacak Şililerin yaşadığı heyecan ise biraz farklıydı. Faşist general Pinochet liderliğindeki askeri cunta, sosyalist lider Salvador Allende’yi indirdiği 1973 darbenin ardından bu stadyumu mega bir hapishane ve işkence merkezine çevirmişti. 40,000 siyasetçi, solcu, sendikacı, sanatçı bu stadyumda toplanmış, yüzlerce kişi infaz edilmişti.

Stadyum; halkın ve dünyanın gözünde kısa sürede Pinochet rejiminin vahşetinin sembolü haline gelmiş, darbeden iki ay sonra düzenlenen Dünya Kupası elemelerinde Şili ile eşleşen Sovyetler Birliği bu “kanlı” stadyumda oynamayı reddedip maça çıkmamış, turnuvadan elenmeyi göze almıştı.

49 yıl sonra bu kanlı stadyumun yine sivillerle dolması oldukça sembolikti. Bu sefer Şililerin ellerinde kelepçe değil, darbe anayasasını geride bırakmak için sandığa atacakları oy pusulaları vardı.

Fakat yine de bir zamanlar babalarının annelelerinin gözleri bağlanmış şekilde istiflendikleri stadyumlarda, okullarda gözleri umut ışığıyla dolu bir şekilde sıraya girip oy kullanan Şilililer hayal kırıklığına uğramıştı.

Solcu bir kurucu meclis tarafından sağcı kesimi dışlayarak yazılan ve “dünyanın en ilerici anayasası” olarak sunulan yeni anayasa önerisi, halkın `’ı tarafından reddedilmişti. Şilililer bunun ardından yeni bir kurucu meclis seçmek için sandığa geçmiş, bu mecliste çoğunluk olan sağcılar ise bu sefer solcuları dışlayarak yeni bir metin yazmış, bu metin de bir sene sonra U ile reddedilmiş, böylece Şili’nin yeni anayasa hayalleri maksimalist gayeler uğruna suya düşmüştü.

Şili’nin ruh hali değişken bir ergen gibi bir sağ bir sol göstermesi aslında pek de şaşırtıcı bir durum değil. Zira 2021 yılında hayat pahalılığı ve gelir eşitsizliğini protesto etmek için sokağa çıkan öğrenci hareketinin sosyalist liderlerinden 35 yaşındaki Gabriel Boric’i ülkenin en genç devlet başkanı seçen Şili, dört yıl sonra geçen hafta bir Pazar günü bir sonraki başkanlık seçiminde Şili’ye kaçan Alman bir Nazi askerin İsrail ve diktatör Pinochet destekçisi aşırı sağcı oğlu José Antonio Kast’ı tarihindeki en yüksek oy miktarıyla devlet başkanlığı makamına taşıdı.

Şili’nin bir zamanlar dünyaya örnek olan, ardından Trump ile birlikte sağa kayan dünyanın peşine takılan bu tuhaf demokrasi hikayesini anlamak içinse biraz geriye gitmek şart.

Allende’nin ülkesi, Pinochet’in darbesi

1970 seçimlerinde Şili Devlet Başkanı seçilen 62 yaşındaki Salvador Allende, reformist bir sosyalistti. Sosyal adaletin sağlanmasını, ülkedeki gelir eşitsizliğiyle mücadele edilmesini savunuyordu, bu vaatleriyle merkez sağ Hıristiyan Demokratların da desteğini almıştı. Allende, kısa bir sürede sosyal yardımları, memur maaşlarını arttırdı, kamulaştırma politikaları uyguladı, ülkedeki yerli Mapuche halkını destekledi, senede 50.000 konut inşa edildi, ders kitaplarını bedava verdi, büyük bir eğitim seferberliği ilan etti.

Fakat orta üst sınıflar, iş insanları, KOBİ’ler devletin ekonomideki etkisinden, özel mülkiyet hakkının yeterli yargı denetimi olmadan ihlal edilmesinden rahatsızdı. Zaman içerisinde enflasyonun 0’lere çıkması ve devlet harcamalarının artması nedeniyle Allende’ye karşı muhalefet de artmıştı. Fakat o güne kadar sistem tarafından yok sayılan orta alt sınıflar, yerliler ve yoksullar sıkı bir Allende destekçisiydi, sosyal yardımların ve maaşların da yükselen enflasyon oranında arttırılması gibi politikalar nedeniyle memnundular.

ABD ve İngiltere başta olmak üzere Batı ülkeleri ise Soğuk Savaş’ın gölgesinde sosyalist, fakat Küba’nın aksine demokratik prensipleri uygulayan bir Latin Amerika hükümetinin başarılı olma olasılığından rahatsızdı. CIA gibi istihbarat örgütleri Allende’nin başkanlığı boyunca muhalefeti destekledi, Allende karşıtı gösterileri fonladı, mevcut rahatsızlığının artması, darbe olması için çaba harcadı. Üç senenin ardından Hıristiyan Demokratların da desteğini kaybeden Allende, 1973 yılında büyük bir siyasi krizle karşı karşıya kaldı. Allende’nin özel kişilere ait şirketleri ve tarım alanlarını kamulaştırma planlarına hem Anayasa Mahkemesi hem Meclis karşı çıkıyor, Allende ise yeni bir anayasa yaparak bu hukuki ve yasal engelleri aşmaya çalışıyordu.

Fakat Allende’nin kurumları aşmak için halk oylamasına başvurma planı suya düşmüş, halk oylamasına dair süreci açıklayacağı gün Genelkurmay Başkanı Pinochet liderliğindeki Şili ordusu bir darbe düzenlemişti. Askerler başkanlık sarayına girince Allende intihar etti (?). Askeri cunta 40.000 Allende destekçisini tutukladı, ülke yönetimine el koydu ve Pinochet’nin 17 yıl sürecek diktatörlüğü başladı. Batı’nın tam desteğini alan Pinochet, University of Chicago mezunu Amerikalı ekonomist bir danışma ekibiyle Allende reformlarını tersine çevirdi, enflasyonu düşürmek amacıyla devletin ekonomideki rolünü azalttı, özelleştirme politikaları uyguladı, vergileri düşürdü.

Pinochet döneminde enflasyon düşse de gelir adaletsizliği yeniden yükselmeye başladı. Allende’nin mirası terz yüz oldu, tabii ki Şili’nin hikayesi de.

Demir yumruk Pinochet nasıl sandığa gömüldü?

Pinochet, 15 yıl boyunca ülkeyi demir yumrukla yönetti. Siyasi partiler yasaklandı, muhalefetin medyaya erişimi sıfırlandı, sağcısından solcusuna işkenceleri, zorla kaçırılmaları, yargısız infazları eleştiren herkes rejim tarafından sindirildi. 3,000 insan öldürüldü. Hapishaneleri teker teker dolaşan ve ellerindeki listeyle mahkûmları öldüren özel bir tim kuruldu. 1973 yılından 1988 yılına kadar tek bir devlet başkanı seçimi yapılmadı. Fakat cuntanın yaptığı 1980 anayasasına göre Devlet Başkanı Pinochet’nin 1988 yılından sonra sekiz sene daha görev yapması için halk oylaması yapılması gerekiyordu. Pinochet, ekonomik kalkınmadan dolayı halkın desteğini alıp göreve devam edebileceğini düşündü ve bir sekiz sene daha görevde kalmak için referandum düzenleme kararı alındı. Sovyetlerin güç kaybetmesiyle Batı ülkeleri de Pinochet gibi bir diktatörü destekleme kararlarını revize etmeye başlamış, dünyadaki demokratikleşme akımlarına arka çıkarken Pinochet’i bu denli desteklemeyi çelişki olarak görmüştü.

Batı’da artan eleştiriler karşısında Pinochet ve askeri cunta, politik partilerin kurulması ve muhalefetin referandum sürecinde günde sabah ve öğle vakitlerinde olmak üzere devlet televizyonunda 15 dakika propaganda yapmasına izin verdi. Halka Pinochet’in bir sekiz sene daha cumhurbaşkanı olup olmayacağı sorulacaktı.

Pinochet’nin “Evet” cephesi, “Hayır” diyecekleri terörist, bölücü, Allende dönemindeki radikal solcular, özel mülkiyet karşıtları olarak tanımlarken ve reklam içeriklerinde “Hayır” çıkması durumunda yaşanacak şiddet görüntülerini kullanırken, “Hayır” cephesi çok farklı bir reklam kampanyası yürütüyordu. Ülkedeki muhalifler ilk kez uzun yıllar sonra kendilerini anlatma, reklam çekme, halka seslenme imkanı yakalamıştı, içlerinde yıllardır sakladıkları yaratıcılık çok başarılı bir kampanyaya filiz vermişti.

“Hayır” cephesi sadece Allende destekçisi solculardan, sosyalistlerden ve komünistlerden oluşmuyordu. Pinochet diktatörlüğünün........

© Serbestiyet