İflah olmaz bir iyimserin 2026 paniği: karamsarlıkta ihtiyat, tedbirde ısrar

Saklayamadığı mimikleri ve açık sözlülüğüyle meşhur Giorgia Meloni, geçtiğimiz Salı günü her İtalyan liderin Noel zamanı yaptığı gibi Roma’daki başbakanlık konutu Palazzo Chigi’de kabinesini ve kamu görevlilerini topladı. Yakın çalışma arkadaşlarının hem dini bayramlarını hem de yeni yıllarını tebrik etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sık sık sigarayı bıraktırmaya çalıştığı Meloni, bu sefer melankoliye ve realizme fazla kapılmış, belki de gündeme baktıkça biraz da dertlenmiş olsa gerek ki önceki senelerdeki gibi iyimser bir konuşma yapmadı, dürüst sözleriyle herkesin tadını kaçırdı:

“2025’in sonları hepimiz için zordu. Endişelenmeyin, önümüzdeki sene çok daha kötü olacak. Bu nedenle bu tatili iyi değerlendirin, çünkü mükemmel ulusumuz için çalışmaya devam edeceğiz.”

2025’in değerlendirmesini ve 2026’nın beklentisini en gerçekçi şekilde dile getiren liderin aslında 48 yaşındaki Giorgia Meloni olması pek de tesadüf değil. Meloni şu anda belki de dünya sahnesindeki en realist ve pragmatist siyasetçilerden biri. 19 yaşındayken Mussolini hayranı bir faşist aktivist olan Meloni, zamanla sağ siyaset içerisinde yükselmiş, önüne çıkan fırsatları değerlendirip İtalyan sağını ele geçirmiş ve dünyada yükselen sağ rüzgarı çok iyi bir şekilde arkasına almış bir lider.

Her ne kadar kazandığı seçimlerin ardından Batı ittifakında tehlike çanları çalsa da Meloni seçilir seçilmez Ukrayna konusundaki net tutumu, Rusya ve Çin’e karşı tepkisi, Trump ile dostluğu sayesinde kendisini Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık’ın aksine kenara itilmiş değil, tam aksine Trump’ın yeni dünyasının en önemli figürlerinden biri olarak buldu. Trump ve Trump’ın dünyası nezdindeki saygınlığının ve popülerliğinin büyüsüne kapılıp performatif bir noktaya savrulmadı; yeri geldiğinde Trump ile ayrı düşmeyi de göze aldı. Politikaları konusunda net oldu.

Sanırım tam da bu yüzden, Trump’ın dünya barışı getirmeyi, her şeyi birden “mükemmel” yapmayı vaadettiği tuhaf bir öngörü yerine çok daha ayakları yere basan bir 2026 vizyonu çizdi.

Haksız da sayılmaz.

İsrail’den Ukrayna’ya, Suriye’den Çin’e mevcut cepheler her şeye rağmen tam olarak kapanmazken; Venezuela gibi yeni çatışma alanlarının çıktığı ve çok tuhaf bir şekilde dünyada önü açılırken ülke içinde eli kolu bağlanan bir ABD başkanının başrol olduğu bir seneye giriyoruz.

Umutlanacak, masa altında üzüm yiyecek kadar hayata toksik iyimserlikle yaklaşacak bir hava yok gibi.

Bir zamanlar Mussolini hayranı olan Giorgia Meloni’nin muhasebesini yaptığı 2025 senesinin en çok konuşulan içeriği trajik bir şekilde Mubi’deki Mussolini dizisiydi. Mussolini’nin doğrudan seyirciyle konuşarak, göz teması kurarak dördüncü duvarı yıktığı dizi faşist liderinin toplumdaki mevcut sorunları çözemeyen merkez siyaset karşısında nasıl adım adım faşizmi örgütleyip denge ve denetleme kurumlarını ele geçirdiğini ve totaliter bir yönetim kurduğunu anlatıyor; bir nevi faşizmin röntgenini çekiyor.

Bu diziyi 2025 yılında izlemek belki Meloni’ye gençlik yıllarını hatırlatıp bir keyif sigarası yaktırmış olabilir; ama birçok kişi için endişe vericiydi. Yasama organlarının güç kaybettiği, yargı kararlarına uyulmadığı, otoriter eğilimli liderlerinin arkasına öfkeli geniş kitleleri alarak hukuku büyük ve ulvi amaçlar uğruna askıya aldığı bir düzen, sadece eski kötü günlerin değil, günümüzün de özeti.

Hiç şüphesiz birçok kişi diziyi izlerken, bir sene gibi kısa bir sürede Amerikan’ın mevcut düzenini ters yüz ederek yepyeni bir rejim kuran Trump’ı düşündü. Fakat maalesef Trump’ı akla getirmek için 2025’in bize sunduğu tek fırsat bu mini dizi değildi.

İrlanda, Hollanda veya New York belediye başkanlığı gibi bu yazıyı kaleme alan bir toksik iyimserin (bendeniz) haftasonu yazılarını okuyanların aşina olduğu birkaç iyimser seçim dışında dünya her sandığa gittiği akşamın sabahına yeni bir Trump ile uyandı.

Japonya sandığa gitti ve geçmişte bırakmaya çalıştığı agresif günlerini öven, Trump’a öykünen, turist ve göçmenlere yönelik tepki üzerinde sörf yapan heavy metalci, motorsiklet düşkünü Demir Leydi ve Taliban lakaplı Sanae Takaichi’yi başbakan seçti. Takaichi ise ilk sınavı Trump ile Amerikan askerleriyle bir miting düzenleyerek ve ABD başkanını dünya başkanı gibi ağırlayarak yıldızlı pekiyi ile geçti.

Arjantin’in testereli liberteyen başkanı Javier Milei, sadece Trump dünyası ile içli dış olmakla yetinmedi, ekonomiyi toparlamak için Trump yönetiminden yardım istedi ve aldığı 20 milyar dolarlık yardım ile iflastan kurtuldu. Trump Milei’ye destek vererek yasama seçimlerine müdahale etti, seçmenleri sola oy vermemeleri için tehdit etti.

Her ne kadar seçimleri henüz kazanamasalar da hem Trump hem de Elon Musk Birleşik Kralllık, Fransa ve Almanya’daki sistem karşıtı aşırı sağcı partileri açıkça destekledi, 2025 boyunca bu partiler hem söylem hem de platform açısından çok avantajlı bir konum elde ettiler. Avrupalı seçmene “bakın ABD’de de bu oluyor, demek ki biz normaliz” mesajı vererek kendilerini hem meşrulaştırdılar hem de “aşırı sağ ülkeyi yönetemez” algısını Trump ve şükelası vesilesiyle yumuşattılar.

Ne ilginç ki dünya 2025’e veda seçimini ise Şili’de kaçak bir Nazi subayının İsrail destekçisi oğlu Kast’ın zaferiyle kapadı.

Kast da diğer isimler gibi pek özgün bir slogan veya söylem eklemeden Trump’ın 2024 zaferine giden taktikleri tekrarlayarak seçimleri kazandı.

Göçmenler, suçla mücadele, elitlere karşı öfke.

Merkez siyaset kendisini toparlamadıkça, bu sorunları görmezden gelmeye ve akılcı, kapsayıcı çözümler ve yeni bir büyük hikaye sunmadıkça bu basit formül Trump gibilerle kazanmaya devam edecek gibi duruyor.

Trump’ın bu tek kişilik dev gösterisi dünyanın bütün kentlerinde büyük bir ilgiyle izlenirken ilginç bir şekilde Trump kendi ülkesindeki otoritesini zamanla kaybetti, ipleri elinde tutmakta zorlanacağı bir seneye girmek zorunda kaldı.

Trump büyük bir seçim........

© Serbestiyet