We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

İster portakal, ister mandalina, istersen narenciye ol...

29 0 0
19.12.2018

Son günlerde portakalda vitamin bile olmayan protesto gösterisi ihtimali üzerinden Türkiye’de tehditler, hakaretler havada uçuşurken dünyanın her yerinde farklı nedenlerle insanlar sokaklardaydı.

Paris’teki Sarı Yelekliler malum. Budapeşte’de de Orban hükümetinin Meclis’ten geçirmeye çalıştığı çalışma sürelerini uzatan “Köle Yasası” ve yargıyı iktidara bağlayacak yeni mahkemelerin kurulmasına karşı Macarlar sokaklarda. Dün 10 bin gösterici “iktidarın borazanı” olmakla suçladıkları devlet kanalına yürüdü.

Ürdün’ün başkenti Amman’da ise sosyal medyadan örgütlenen halk, günlerdir artan vergileri, hükümetin kemer sıkma politikalarını protesto ediyor.

ABD, Avusturalya, Belçika, İsveç gibi müreffeh ülkelerin sokaklarını ise haftalardır Polonya’daki sonuçsuz iklim zirvesini protesto eden ve hükümetlerini adım atmaya çağıran küresel ısınma karşıtı gençler dolduruyor. Bütün dünyaya yayılan eylemleri 15 yaşındaki İsveçli Greta’nın okul boykotu çağrısı başlatmıştı.

Atina sokakları da hareketli. 10 yıl önce polis tarafından öldürülmüş 15 yaşındaki bir çocuğu anma gösterilerinde yine olaylar çıktı.

Bir süredir Çekler, ondan önce de İsrailliler yolsuzluk soruşturmaları yüzünden Başbakanlarının istifası için sokaklara çıkıyorlar.

17 Aralık ayrıca Tunus'ta zabıtanın mallarına el koyması üzerine kendini yakarak Arap Baharı'nın fitilini ateşleyen Muhammed Bouazizi'nin de ölüm yıldönümü.

Her protestoyu oyun, kurgu, birilerinin düğmeye basması olarak görenler için inanması zor ama işte dünyada hala sokaklara çıkıp protesto gösterileri düzenleyen insanlar var.

Tabii hiç bir iktidar sokaklarda protesto edilmekten memnun olmaz.

Türkiye’de de hiç bir zaman olmadı.

Demokrat Parti’nin anti demokratik Tahkikat Komisyonu yasasını protesto için darbeden bir ay önce 28 Nisan’da İstanbul ve Ankara’da patlak veren öğrenci olayları, iktidarı panikletmiş, güç kullanmasına neden olmuş, o aşırı güç kullanımı da darbeyi hızlandırmıştı.

12 Eylül darbecileri de darbenin gerekçelerinden biri olarak darbeden kısa bir süre önce Konya’da MSP’nin öncülüğünde düzenlenen ve Erbakan’ın da katıldığı Kudüs Yürüyüşü’nü göstermişti.

12 Eylülcüler bu yüzden yeni anayasada ve uygulamasında toplanma ve gösteri hakkına sınırlar getirdiler.

Valilikler ve emniyet “kamu düzeni” gibi gerekçelerle hoşlanmadığı gösterileri iptal etme hakkında sahip oldu.

Valiliğin izin vermediği yürüyüşlerden biri de 1991 Körfez Krizi günlerinde İstanbul’daki bazı parti il başkanlarının çağrı yaptığı “Savaşa Hayır” yürüyüşüydü.

O günün CHP’si, SHP’nin İstanbul İl başkanı Ercan Karakaş’ın ev sahipliği yaptığı ilk toplantıdan sonra, sekiz partinin temsilcileri (SHP İl Başkanı Ercan Karakaş, DYP İl Başkan Yardımcısı Recai Dıblan, Halkın Emek Partisi (HEP) İl Başkanı Osman Özçelik, Sosyalist Birlik Partisi MKYK üyesi Erol Kızılelma, Sosyalist Parti İl Başkanı Mustafa Birçek, Türkiye Birleşik Komünist Partisi İl Başkanı Başkanı Zeynep Vardal ve Yeşiller Partisi temsilcisi Türksan Başer Kafaoğlu) yürüyüş çağrısı için Refah Partisi İl Başkanlığı’nda bir araya geldiler. Ev sahibi RP İstanbul İl Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’dı.

Fakat valilik sekiz partinin “Savaşa Hayır” yürüyüşüne izin vermedi. Daha sonra sekiz parti miting yapmak için bir kere başvurdu. Yine “kamu düzeni”, “ülkemizin içinden geçtiği hassas günler” gerekçeleriyle mitinge de izin çıkmadı.

Bunun üzerine RP il başkanı Erdoğan, SHP il başkanı Karakaş, HEP........

© Serbestiyet