We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Hepimiz- neyse ki- Maduro değiliz

41 1 25
26.01.2019

Haber siteleri ve sosyal medya yorumlarına bakılırsa Venezuelalılar da şaşkın. Çünkü dünya topic listesine giren #WeAreMaduro hashtagine Venezuela’dan çok Türkiye’den tweet atılmış görünüyor. Bazı haberlerde bilmeyen okurlar için Türkiye’nin yeri haritalardan gösterilmiş.

Anlaşılır sebepleri yok değil.

Yeni bir darbe girişimini atlatmış bir ülkenin hassasiyeti bu. O darbenin organizatörü ABD’de yaşıyor, ABD’ye karşı haklı öfkeler var. Latin Amerika tarihi darbeler ve ABD’nin arka bahçesi gibi ülkelerin iç işlerine karışma tarihi de.

Bütün bunlar anlaşılır sebepler.

Ama yine de konu ne zaman ve nasıl “Hepimiz Maduro” noktasına kadar geldi ve gerçekten de hepimiz Maduro olmak istediğimize emin miyiz?

Çünkü 9725 km ötemizde olan bitenler pek Türkiye’den göründüğü gibi değil.

Ülkenin adı bile aslında Venezuela değil, Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti.

1999’dan beri böyle. Hugo Chavez 1998’de kılpayı seçimle iktidara geldikten sonra iktidarında sık sık yapacağı gibi referandumuna gitti, pek çok başka şeyle birlikte ülkenin “Venezuela Cumhuriyeti” olan adını da “Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti olarak değiştirdi.

Aslında Venezuela Cumhuriyeti adı da yeni bir addı.

Ülkenin adını değiştiren de Chavez’in örnek aldığını söylediği bir darbeciydi: Perez Jimenez.

1948’de darbe yapıp iktidarı ele geçiren cunta içinde sivrilen Jimenez, 1952’de “seçim”le devlet başkanlığına gelmiş, Kore Savaşı yüzünden artan petrol varil fiyatıyla ülkeye giren parayı hesapsız kitapsız bir popülizmle harcamış, petrol gelirleri düşünce başlayan halk isyanları sonucunda da 23 Ocak 1958’de bir darbeyle devrilmiş, ülkeden kaçıp, İspanya diktatörü Franko’ya sığınmıştı. İki darbe arasındaki diktatörlük yıllarında yaptığı tuhaf işlerden de biri de ülkenin Venezuela Devletler Birliği olan adını değiştirmek olmuştu.

Halbuki, Venezuela Devletler Birliği adı da Karakas doğumlu Latin Amerika’nın efsanevi lideri Simon Bolivar’dan mirastı.

Bolivar, 19. Yüzyıla kadar İspanya’nın kolonisi olan yaşayan Venezuela, Kolombiya, Panama, Peru, Ekvator ve Bolivya’nın kurtarıcısıydı. Bu ülkelerden bağımsız tek ve birleşik bir devlet yapıp başına geçen Bolivar, İspanya’ya karşı İngilizlerin ve Amerikalıların desteğini almıştı ve Amerikan devriminin hayranıydı.

Hatta bu yüzden “kurtartıcı” değil “burjuva devrimcisi” olduğunu söyleyen Marx ondan “sahtekâr, dönek, fesat, yalancı, korkak ve çapulcu” diye bahseder.

Ama Bolivar’ın birleşik devleti uzun ömürlü olmamış, Amerikan demokrasisi hükmetmeye yetmeyince diktatörlüğe kaymış, ülkeler ayrılıp bağımsızlık ilan etmiş, savaşlar çıkmış, Bolivar da genç yaşta kaçmak zorunda kaldığı sürgünde hayatını kaybetmişti.

Aslında Venezuela’nın bu üç isminin hikayesi ülkenin son yüzyıllık tarihinin de hikayesi.

Neyse ki ve iyi ki bize yabancı olan üç kavramın mağduru bir ülkeden bahsediyoruz; Caudillos, kolonyalizm ve neft laneti.

Caudillos, Führer, Duçe, Şef gibi İspanyolca güçlü askeri ve siyasi diktatörlere verilen adı. Venezuela tarihi bu ‘caudillo’ların etrafında yaşanmış bir tarih.

Önce İspanya’nın kolonisi olarak geçen yüzyıllar, sonra yanı başındaki ABD imparatorluğunun hegemonyasıyla çekişmelerin yarattığı kolonyalizm tecrübesi ve endişesi ezik, marazlı ve eklektik siyasi akımlara sebebiyet vermiş. Milli Sosyalizm Bolivarcılık, Marx, İsa, Bolivar arasında gidip gelen Chavizm bunun örnekleri.

Ve 20. Yüzyılın başına keşfedilen dünyanın en zengin ama çıkarılması en pahalı petrol rezervlerinin ekonomide “Hollanda hastalığı” ya da “neft laneti” denen sonuçlar doğurması. Bu tabirle kastedilen........

© Serbestiyet