We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Bir “teyit yanlılığı” deneyi...

27 0 0
02.02.2019

İngilizce’de bu düşünme biçimine “Confirmation Bias” deniyor. Kötü bir çeviriyle “teyit yanlılığı” denebilir. Özetle insan zihninin kendi fikirlerini, ideolojilerini, kabullerini, inançlarını destekleyen, teyit eden bilgilerle beslenmesi, onlara yönelmesi, onları seçmesi, kayırması, dikkate alması demek.

Tam olarak Türkçe’de bir karşılığı olmamasının sebebi herhalde Türkiye’deki düşünce dünyasının confirmation bias denizi, bizim de onun içinde yüzen balıklar olmamız olabilir. Aksini bile düşünemeyecek kadar bu batağın içine saplanmış durumdayız.

Ama kapalı cemaatler içinde yaşayan ve düşünen bir toplumun bunun ürettiği fikri ve ahlaki yanlışlardan rahatsız olmaması da herhalde çok tuhaf değil.

Türkiye’deki karşı görüş almak gibi en temel gazetecilik ilkesinin bile yerleşmemiş olması, hatta bunun zul kabul edilmesi de boşuna değil.

Halbuki dünyada bilişsel bilimler, politik davranış, sosyal psikoloji literatüründe “teyit yanlılığı”nı ölçen, bunu deşifre eden çok sayıda deney yapıldı ve yapılıyor.

2004 seçimlerinden önce ABD’de yapılan bir deneyde Cumhuriyetçi ve Demokrat deneklere iki başkan adayı Bush ve Kerry’nin açıklamalarındaki çelişkilerle ilgili tarafsız olduğunu herkesin kabul ettiği bir kişinin değerlendirmeleri okutulmuş önce.

Sonra bu fikirlerin aslında çelişkili olmadığını söyleyen daha az itibarlı başka görüşler okutulmuş. Sonra katılımcılara Bush ve Kerry’nin açıklamalarını tutarlı bulup bulmadıkları sorulmuş Sonuç tahmin ettiğiniz gibi; Bush taraftarları Kerry’nin, Kerry taraftarları Bush’un açıklamalarını tutarsız bulmuşlar.

Ama esas ilginç tarafı, deneklerin beyin aktivitelerini bağlı olduklarını MR’da izleyen uzmanların gördükleri. Tuttukları adayın çelişkili ifadelerini değerlendiren deneklerin o sırada beyinlerinin duygu merkezlerinin hareketlendiğini, karşı oldukları adayı değerlendirirken ise bu bölgede herhangi bir hareket görülmediğini tespit etmişler.

Yani aslında mesele Türkiye’de bütün sorunların gelip bağlandığı gibi cehalet, bilgi eksikliği, mantıksızlık da değil, zihnimiz sürekli kendi hazır doğrularını teyit etmeye meyilli, duygularımız mantığımızın önüne bu yüzden geçiyor.

Böyle bir zihni tembellikle malul ve bunu da bir kusur olarak görmeyen ya da bunun bir kusur olduğunun genel kabul görmediği bir toplumda, kaçınılmaz olarak politika da kutuplaşma bataklığına düşüyor.

Olaylar bir de bu hassasiyetlerin arttığı bir seçim arifesinde geçiyorsa herhangi bir konuda konuşmak iyice zorlaşıyor.

Hele de konuşulacak konu kötü hatıraların olduğu yakın geçmiş hakkında ise.

CHP’nin İzmir Belediye Başkan adayı Tunç Soyer’in babası askeri savcı Nurettin Soyer üzerine başlayan tartışma tam da şu ana kadar anlatılan “teyit yanlılığı”nın bir deneyi gibi.

Nurettin Soyer bir askeri hakim. Rütbe olarak hakim diye geçse de aslında bir savcı. 1986’da emekli olmuş, 1998’de hayatını kaybetmiş.

Görev yaptığı dönem gereği bütün darbelerde bulunmuş. 27 Mayıs sırasında Kütahya’da Muhsin Batur’un emrinde görevli yeni bir savcıymış. 12 Mart muhtırasının ardından İzmir’de sıkıyönetim mahkemelerinde binbaşı rütbesinde askeri savcılık yapmış. Ve 12 Eylül öncesi sıkıyönetim sırasında ve darbe sonrasında Ankara’da sıkıyönetim mahkemelerinde albay rütbesinde askeri savcı olarak görev yapmış.

Adının üzerinden kırk yıl sonra yeniden tartışmalar başlamasının sebebi, oğlunun İzmir belediye başkan adaylığı. Yerel seçimlerde kozlarını onun hikayesi üzerinden paylaşanlar bu tarihi kesitten iki farklı Soyer portresi çıkarıyor.

Bir kesime göre karşımızda 1971’de o zaman İzmir’de genç bir vaiz olan Fethullah Gülen hakkında ilk davayı açmış, tehlikeyi ilk görmüş savcı var. 12 Eylül’de de darbe şartlarına göre hukuku gözetmiş, Ecevit’i tutuklanmaktan kurtarmış sosyal demokrat, Atatürkçü bir hukukçu.

1986’da tasfiye edilmiş, ardından Cumhuriyet gazetesinde Uğur Mumcu’ya verdiği röportajda 12 Eylül adaletinin nasıl sağcılara kıyak geçip, solculara zulmettiğini anlatmış, bazı işkencede ölüm vakalarını teşhir etmiş, darbenin hemen ardından içeriden gelen bu ilk eleştiriler de zamanında çok konuşulmuş, ardından Uğur Mumcu tarafından da bu röportaj kitap olarak basılmış.

MHPliler ve İzmir........

© Serbestiyet