Vasiyeti divana kalanlar: Mezarlarına kuşlar mı konar…
Yeşilçam fabrikatörü Cemal Çalışkan’ın (Hulusi Kentmen) burnu havada oğlu Ferit (Tarık Akan), Mesut Güler’in (Münir Özkul) işçi kızı Alev’e (Hülya Koçyiğit) abayı yakıyor… Kızın da gönlü var. Ama Cemal Bey ikisini birlikte görünce işler karışıyor: “Bu ne rezalet, yokluğumda işçi kızlarla mı oynaşıyorsun? Üstelik fabrikada!”
Ferit “Yanılıyorsun baba, o benim evlenmek istediğim kız…” diye sızlansa da, Cemal Bey öfkeli: “Neee, evlenmek mi, bir işçi parçasıyla mı!” Ardından süklüm püklüm oğlunun yanındaki Alev’e dönüyor, “Kızzz yıkıl karşımdan, defol gözüm görmesin!”…
Ferit’in annesinin tepkisi de sınıfsal; o da devreye “miş’li şimdiki geçmiş zaman” Yeşilçam Türkçesi’yle giriyor: “Beni öldürecek misin, soysuz bir mahalle kızıyla nasıl evlenirmişsin? İtibarımızı, sosyetedeki mevkiimizi düşün.”
Sonra bir anda ne oluyor, bu antagonist kıyamet nasıl çözülüyor, idrâki de, izahı da zor ama… Olaylar duygusal komedi-hoptirinam melodram rayında yine Mutlu Son İstasyonu’na ulaşıyor. Cemal Bey, eşi ve oğluyla kapısını çalıyor o fakir hanenin… Açılınca şaşırıyorlar zira içerdeki o yoksul Mesut-Mesude Gülerailesi “Sev Kardeşim” şarkısını söyleyerek halay çekiyor! Musmutlular…
Lâkin onları gören fakir ama gururlu genç kız sitemkâr: “Baba, bu sayın aileye sorar mısın, bugün fabrikadan kovdukları benim gibi bir işçi parçasının evinde ne işleri var?”…
Filmin başında “Şu yere batasıca ev yüzünden (tesadüf o da Güler ailesinin evi) yıkamıyorum mahalleyi, kuramıyorum fabrikayı” diye haykırıp ilaç şişelerini oğlu(su)na fırlatan acımasız fabrikatör Cemal Bey ise ipek gibi. Süpermen misali bir anda -şefkatli başkomiser rolleriyle de tanıdığımız- “Kentmen”e dönüşüyor.
Babacanlığını bıyıkaltından gülümseyerek gizleme imkânı tanıyan karakteristik bıyıklarını burarak yanıtlıyor müstakbel akrabalarını: “Buraya oğlumla kızınıza ait hayırlı bir konuyu konuşmaya geldik. Allah’ın izniyle kızınızı oğlumuza istiyoruz.”
Nihayetinde mahalle de yıkılmaktan kurtuluyor, “onlar eriyor muradına, biz çıkarıyoruz kerevetine”… Ertem Eğilmez’in 1972 yapımı “Sev Kardeşim”in açılışı, seyri gibi finali de filme adını veren aynı şarkıyla gelince meseleyi çözüyorum. Keramet “Bak, elini ver, gel kardeşim” diye çağıran o şarkıda olmalı: “Dünyaya geldik bir kere /Kavgayı unut her gün bu şarkımı söyle /Sevdikçe güler her çehre, mutluluklar bir olsun, acı birlikte…”
Filmin müziği Şenay ile zaten bir yıldır her yerde söyleniyor, çalınıp oynanıyor. Şarkının sözleri de onun… 45’lik “Benim Olursan” plağının B yüzündeki “Sev Kardeşim” yılın şarkısı da seçiliyor ve Şenay’a 22 yaşında yılın şarkıcısı ödülünü getiriyor. Darbeden darbeye Kardeş şarkıları özlemiş herhal insanlar.
Ardından 1973’de çıkardığı “Hayat Bayram Olsa” da öyle… O yıllarda “aşırı solcular”ın uhdesindeki “Bayram Benim Neyime” türküsüne “ortanın solu”ndan nazîre sanki. Rahmi Saltuk’un söylediği, 29 Aralık 1969’da GAMAK fabrikasında polis kurşunuyla öldürülen işçi Şerif Aygün’ün anısına yakılan o türkünün hikâyesi ise hazin.
Maden İş Sendikası’na geçen işçiler -cezaen- maaşlarını alamıyor, fabrikaya da alınmayınca çıkan olayda polisin açtığı ateşle dört işçi de yaralanıyor. DİSK’in gazetesinde “Aygün’ün patron ve polis kurşunu ile öldürüldüğü” yazıyor. (¹) Sonraki yıllarda da öyle her ölüm o türküyü de katıyor ağıtlar arasına…
Yıldırım Türker’in yıllar sonra, 2004’de Mardin Kızıltepe’de babasıyla birlikte evlerinin önünde polis kurşunuyla öldürülen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz ile ilgili yazısının başlığı da o: “Bayram benim neyime?” 23 Nisan 2007’de Radikal’de yayınlanan yazısını “bayram için size hediyem” diyerek sunuyor:
“O dört polis memuru beraat etti. (…) Kızıltepe ilçesinde, ellerinde........
