Tehlikeli masallar (¹)
Evvel zaman içinde, saklı aşklar saman içinde, âşıklar abdal, oğullar müstakbel kral iken, Agilulf taht sırasında kralın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, kral Auttari düşmüş beşikten, Agilulf da tahta geçmiş eşikten… Geçer geçmez de kudretine kudret, kesesine bereket eklemek için selefinin genç yaşta dul kalan eşi güzeller güzeli Teudelinga ile evlenmiş.
Tam dirlik düzenlik, iyilik güzellik derken, “Kraliçenin başından uygunsuz bir olay geçmiş. Yakışıklı, krallar gibi boylu poslu seyisi de kraliçeye tutkunmuş meğer. Ne yapmış ne etmiş, bir gece kralın kıyafetiyle kraliçenin odasına gidip onunla yatmış”.
Tesadüf münasebet aramaz ya, hemen ardından Lombardiya’nın hevesi burnunda yeni kralı da kraliçenin odasına girmesin mi! Çok şaşırmış kraliçe: “Bu gece beni şaşırtıyorsunuz efendimiz. Az önce tadımı tadıp ayrılmıştınız yanımdan, yine geri döndünüz. Bir daha mı istiyorsunuz, sağlığınıza dokunmaz mı?”
Kral Agilulf durumu anlayınca hiç çaktırmamış: “Aman kimse duymasın, kula kumaya, kurda kuşa rezil rüsvâ olmayalım…” Usulca erkek hizmetkârların yattığı koğuşa gidip elini tek tek kalplerine koymuş. “Herkes horul horul uyurken” seyis uyanıkmış tabii: “Göğsündeki yorgunluğun çarpıntısına, bir de kralı görünce korkunun yol açtığı daha yoğun bir çarpıntı eklenmiş”.
Kral anında anlamış tabii; “Buldum bu herif!” Ama zifiri karanlık… Ertesi günü onu tanıyabilmek için yanında getirdiği küçük makasla seyisin saçının bir yanını kesmiş. Lâkin “Seyis de uyanık adam. Kral gidince yataktan fırlayıp ahıra koşmuş, at makasını alıp uyuyan herkesin saçını kendisi gibi kesmiş…”
Kral Agilulf erkenden kalkmış, çalışanları avluya toplamış, hepsinin saçı aynı… Herkes eskiden (az eskiden, 21. Yüzyıl’da) okulun kapısına dikilip “saç disiplini”ne uymayanlara elindeki makasla dalan müdürün gazabına uğramış, “saçkıran”a yakalanmış gariban öğrenci gibi. (²)
Skandala yol açmadan olayı çözemeyeceğini görünce üstü kapalı olarak “Bu işi kim yaptıysa, sakın bir daha yapmasın” demekle yetinmiş. Kimse ne olduğunu anlamasa da kral da, seyis de bu sırrı ömür boyu saklamış. Saraydaki skandalları, entrikaları hemen öğrenen, sonra da -hiç ar etmeden- yazan Giovanni Boccaccio hariç!
Bu “uygunsuz” satırları yedi yüzyıl önce yazan İtalyan şair, yazar Boccaccio, 650 yıl önce bugün, 21 Aralık 1375’de öldü. Yalnız ve yoksul bir yaşlılığın ardından… Geride 1348’de başlayıp üç yılda bitirdiği bin sayfayı geçen başyapıtı Decameron’u bıraktı. Bize de devlet, saltanat, din, aile, izdivaç, bilumum “Ortaçağ magazini”ni onun dizi dizi inci satırlarından okumak kaldı.
“Magazin” dediysem lafımın gelişi, değineceğim hikâyelerinin harcıâlem manşetten girişi… Dünya edebiyatının ilk hikâyecilerinden, Avrupa edebiyatının, “düzyazı”nın en önemli, yaratıcı figürlerinden. Dante ve Petrarch ile birlikte İtalyan edebiyatının “üç tacı”, hümanizmin öncüleri arasında anılıyor “hakkı hukuku”yla. Bugünün -800 yıllık bir tarihin yuvası- Napoli Üniversitesi’nde aldığı altı yıllık hukuk eğitimi de bilezikleri arasında.
Lâkin veba salgını sırasında “10 gün boyunca soylu yedi kadınla üç erkeğin anlattığı” 100 kısa hikâyeden oluşan kitabı yüzyıllardır başa -kara- belâ! Öyküleri insanla çok fazla haşır neşir , -cinsi- münasebetli olduğu için feci münasebetsiz zira! Her devirde “uygunsuz”, hâlâ fahri-resmi ahlâk zabıtalarının türlü cezasına ezelden müsta’hak deyimiyle “ahlâka (âdaba) mugayir”.
Arapça’dan Türkçe’ye “değişmek, muhâlefet etmek” anlamına gelen “mugayeret”i taşıyan o kelimenin sözlük anlamı da, adli, ahlâkî takibi de uçsuz bucaksız: “Uymayan, bağdaşmayan, aykırı, zıt, muhâlif”.
Genellenen, bazen de akordu nağmeye uygun “kara düzen” yapılan ahlâka bir anda mugayir olmak, yani fena halde “değişik, başka türlü” sayılmak bugün de işten değil. Birçok tarihi figür gibi “Bugün yaşasaydı hâli nice olurdu?..” demeye bile gerek yok; gayet belli.
Boccaccio Floransalı bir tüccarın, bankacının evlilik dışı çocuğu… Annesi bilinmiyor. O da hiç evlenmiyor ama üç çocuğu var. Yani bugün yaşasa işi daha zor, sabit etiketi hazır; “Nesebi gayr-i sahih” de derler, “veled-i zina” da. Gerisi katlanarak soyu sopuyla gelir, ben yazmayayım. El âlemin ağzı “torba yasa” misali, deyiminde bile büzemiyorsun.
Babası onun varlığını altı yaşında öğrenip yanına almış. Çok yönlü, sıkı bir eğitimden geçse de varlıklı pederinin ticaretle uğraşması isteğine karşın o yazmaya sevdalı. Anlaşılan sınır da tanımıyor. Ta Ortaçağ’da kral, kraliçe, makam, saltanat, “Kilise” filan da…
Onun usta elinden “Ortaçağ magazini” bugünden renkli, teferruatlı… Zira devlettir, dindir, ailedir, izdivaçtır, “bu toplumun kutsalı, bu devletin, birliğin mafsalı” filan demeden, toplumsal normlara meydan okuyarak yazmış. Yoksa bugünün her mevzudan “magazin”i sansürlenmese, “bu ne........





















Toi Staff
Sabine Sterk
Penny S. Tee
Gideon Levy
Waka Ikeda
Mark Travers Ph.d
Grant Arthur Gochin
Tarik Cyril Amar