menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kül Sokağı’ndaki çam ağacına…

11 0
previous day

Hürriyet Gazetesi’nde haber müdürü olarak çalışırken Hürriyet Ankara’ya da her gün kent yazıları yazdım yıllarca. Yazılara başladığımda köşemin adı “Kül Sokağı”ydı… Hemen her köşenin bir adı vardı o zamanlar. Bazısı yazarının derinden alâmet-i fârikası, bir bakıma meramının, derdinin bir-iki kelimelik epigrafı…

Çetin Altan’ın ünlü “Taş” köşesi “taşlama yazıları”yla malumdu da o başlığın “taştan çıkarılmış, yontulmuş kelimeler” anlamına da geldiğini öğrenmişim sonradan. Bekir Coşkun’un Fakir Baykurt’un romanından mülhem “Onuncu Köy”ü de hikâyesi zengin köşe adları arasındaydı.

Gazetede çeyrek aşırı bulan köşe yazıları sürecimde birçok şey değişti. Hatta Ankara’da Melih Gökçek’ye birlikte doğma büyüme sokak-cadde isimleri, numaraları bir iskambil destesi gibi karıştırılıp yeniden dağıtıldı, değiştirildi. Elde var Kül Sokağı…

O süreçte köşe isimleri de yeni mizanpajlarla kalktı ama o “Kül Sokağı” hiç aklımdan çıkmadı. Sonraki yıllarda her yere bulaşan, bazen yağlı bir “is”e/sise dönüşen o kül, “sokak yazıları”mın sabitlenmiş epigrafıydı sanki.

Yıllar önce köşeme o başlığı seçerken de “Kül”ün benim için çok yönlü, derin anlamı etkili olmuştu zaten. Arkasına “Sokağı” da oradan yola çıkıp ülke, dünya turu atan yazılarıma kendiliğinden eklenmişti sanki.

O günlerde şok etkisi yaratan yerel iktidara -sert- muhalif bir sokaktı doğrusu. SHP, DSP, CHP seçimlere kendi adaylarıyla girince Melih Gökçek 1994’de 6 bin oyla kıl payı RP’den Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmişti.

“Kül Sokağı”, icraatları, yasa tanımaz “inşaat”ları, istifa ettirilene kadar o koltuktaki 23 yıllık saltanatıyla yazılarımın odağına oturan Gökçek’in seyrine de tam uyuyordu fikrimce. Seçimden birkaç gün sonra çöplüklerde bulunan yakılmış oyların “kül”ü de eklenmişti sokağımın efkârına, efkâr-ı umûmiyesine…

Gökçek’in kentin ambleminden sokak isimlerine, heykellerinden tarihi mekânlarına, Gençlik Parkı’ndan adım adım yağmalanan AOÇ’ye, yok edilen koskoca meydanlarına kadar “kül ettiği”, değiştirdiği şehre, her şeye nazire. Ömrümün geçtiği Ankara’nın yitip giden, kül olan hafıza mekânlarının ardından isyankâr bir ağıtListesi bu yazıya sığmasa da hepsi kül işte.

Birkaç yıl sonra Paul Auster’in yazdığı ve Wayne Wangla birlikte yönettiği Smoke filmi de anında sigara yaktırmıştı seçtiğim köşe ismine… Filmin ana mekânı olan Brooklyn’deki küçük, dumanaltı tütün dükkânına giren yazar Paul Benjamin (William Hurt) içeridekilere soruyordu, “Dumanın ağırlığını ölçebilir misiniz?

“Yok canım, olmazlar yükseliyordu tabii. O usulca anlatıyordu: “Sigarayı teraziye koyarsınız. Sonra yakar, içer; ardından izmariti, tüm külleri teraziye koyar, yeniden tartarsınız. Aradaki fark, dumanın ağırlığıdır.”

İşte “hayat” da bazen o terazideydi sanki; “biraz kül, biraz duman”… Bir ömre külliyen baktığında Edip Cansever’in “Hepsi kül (…) Bir bir anımsadığım şimdi /Yanmış hepsi, kül olmuş” dediği…

O küle baktığımda onun “Rüzgarda sürüklenen /ipi kopmuş /Külrengi bir uçurtma”sını da görürdüm. Çocukluğumuzun dallarına, elektrik tellerine takılan, çıtasından parlak, renkli yağlı kâğıt dilimleri sarkan uçurtmaları…

“Dışarıda kar serpelerken” Cemal’le yedikleri “iki elma, külde pişirilmiş” dizesi bizim de külümüzdü mesela. Mahallemizde, Bahçelievler Cumhuriyet Lisesi’nin karşısında bomboş uzanan koca “arsamız”da geceleri ateş yakıp külüne patates gömerdik biz de. Kararan, yanan kabukları içinden leziz olurdu. Ellerimiz kül karasıyla kınalı…

Ve kıvılcımları içimizde dans eden o ateşin karşısında, Attilâ İlhan’ın İstanbul’a haykırışı, “Sokaklarında mohikanlar gibi ateş yaktık /Sana taptık ulan /Unuttun mu /Sana taptık” misali biz de tapardık Ankaramıza o zamanlar. Denizsiz şehrin muhabbeti derin oluyordu belki.

Ateşin karşısında büyüdükçe marşlar, marşa dönüşen türküler, şarkılar söylerdik, külü, güftesi Cansever’den; Pheonix Oteli’nde çimlerin üzerindeki piyanodan gelen meydan ateşinden yaratılmış bir müzik sanki, bittiği zaman külleri kalır yalnız”.

Bugün de kül… Islığımda Phoenix misali kanat çırpan, küllerinden........

© Serbestiyet