Kibirden kıyâmete aynalar aynalar…
Ziya Paşa’nın 156 yıllık şiiri “Terkib-i Bend” siyasi kullanışlılığıyla da hep gündemde. O aynalı dizesi “atasözü” mertebesinde… “Âyînesi iştir kişinin lafa bakılmaz”, bugün de “kafiyeli siyaset”in muhalefete taarruz vecizelerinden.
Sistemin işleyişinde muhalefeti zaten “iş”ten saymayınca, parlamenter denetimi, hesap, hatta soru sormayı, farklı düşünceleri, toplumsal talepleri kabahat, suç olarak görünce üstten üstten durma yankılanıyor.
Önü arkası anılmıyor tabii
O 12 bentlik uzun şiirin diğer bölümleri, şairin onu kimlere, niye yazdığı pek dile getirilmiyor tabii. Ziya Paşa o yıllarda saraya muhalif, o uzun manzumesini de 1870’de Cenevre’de sürgündeyken yazmış. Şiiri yurt dışında çıkardığı Hürriyet gazetesinde yayınlanıyor.
Mesela bir önceki dizesi “Onlar ki verir lâf ile dünyâya nizâmât, /Bin türlü teseyyüb bulunur hânelerinde (Onlar ki lafla, boş konuşmalarla dünyaya düzen verirler /Bin türlü kayıtsızlık bulunur şahıslarında)”. O aynalı dizeyi tamamlayan cümlesi de mânîdar esasında: “Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde (Şahsının, aklının derecesi, ölçüsü, büyüklüğü eserinde görünür)”.
Bu dize yapılan işlerin, ortadaki “eser”lerin ne menem şeyler olduğunu da akla getiriyor elbette. O dizenin, “atasözü”nün benzerleri dünyada da popüler. Başkan Trump kökeni İncil’e dayanan, Batı kültüründe de popüler olan muâdilini, “Ağaç meyvesinden belli olur”u muhalefete yöneltiyor misal: “Onları meyvelerinden tanıyacaksınız…”
Lâkin öyle vecizeler geri tepmeli; muhalefet de siyasette, icraatta “Trump karakteri”ni aynı atasözüyle eleştiriyor. Üstelik metaforları sert bazen; “çürük meyve”, “zehirli meyve”, “kötü ağaç”. Örneğin öyle bir şahsiyet olunca kalem de kolayca kayıyor. Her melanetin temsili…
“Sen aynaya bak” da tehlikeli
O ünlü dizeye Farsçadan yansıyan “âyîne” siyasette “Sen önce aynaya bak” polemiğiyle de popüler. Ama aynada yüzünü, kendini gerçekten görebiliyorsan elbette. Zira durmadan aynaya bakmanın tehlikeli patolojisini de çocukluktan biliyoruz. Hem masalıyla, hem de mitolojisiyle…
Bazı insanların aynaları kendinden büyülü çünkü… Kötü kraliçe de her sabah sihirli aynasına bakıyor: “Ayna ayna söyle bana, var mı benden güzeli bu dünyada?” Aynanın “En güzel sizsiniz kraliçem” yanıtıyla estiriyor ortalıkta. Ama bir gün aynanın oyu değişiyor: “En güzel Pamuk Prenses”. Sonrası zulüm, kıyamet…
Kibri cezalandıran Tanrıça
Narsisizme adını veren mitolojideki Narkissos efsanesi de mâlûm. Suyun aynasında her an kendini seyreden Narkissos kendi yansımasına âşık. Kısa sürede ben-benliğine, o karşılıksız aşka hapsoluyor. Eriyip gidiyor, ölüyor sonunda…
Kahrından ölmesinin perde arkasında Tanrıça Nemesis etkili esasında. Yunan mitolojisinde “ilahi adaleti, dengeyi temsil eden, kibri cezalandıran” tanrıça… Narkissos’un kendinden başka herkesi sertçe, hatta ona aşkla bağlı Echo’yu “Çekil! Sana sarılacağıma ölmeyi yeğlerim” diyerek öfkeyle, nefretle reddetmesini cezalandırıyor.
“Bilinçaltını tetikte tutar”
Ayna, edebiyatta, dinlerde, mitolojide, uğuru-uğursuzluğuyla batıl inanışta hep karşımızda. “Feng Shui felsefe”sinde ayna enerjiyi çoğaltan, yönlendiren en güçlü araçlardan birisi mesela. Ama geri de yansıtabileceği için durduğu yer önemli.
Kötü kraliçe ya da Narkissos gibi hep karşında olursa tehlikeli. “Enerjini dış dünyaya yöneltmek yerine sürekli kendine bakmak, kendi içine ve bazen kibrine, evhamına hapsolmana” neden olabilir. Zira “bilinçaltını da sürekli tetikte tutar”. Yani oradaki görüntünü bir an “başka biri” sanmak da mümkün, aynanın bilinçaltını ayaklandırması da…
Kahkaha Aynaları’ndaki dev
Çocukluğumda Lunapark’ın en ucuz eğlencesi “Sihirli Aynalar”, “Kahkaha Aynaları” da bu mevzuda anılmaya değer. Dev Aynası zaten yukarıda değindiğim meselenin, kibrin, narsizmin bildik deyimi. Görüntünü bozan, seni bazen tuhaf bir canavara, insan siluetinde amorf bir yaratığa benzeten aynalar da mânâlı.
Çocukluğumun aynalı mekânları da hatırımda… Ehlinin dekorasyonda kullandığı aynaları seviyorum hâlâ. Mekânda derinlik, ferahlık, hoş yanılsamalar yaratıyor. Aynalı hikâyelerin yanında, filmlerdeki aynalı görüntüler, kareler de bazen unutulmaz.
Berber bir gecede “Kuaför”
Velâkin özellikle mekânlar açısından aynaların eski itibarı, ayrıcalığı pek kalmadı sanıyorum. Bir dönem eskinin şatafatının da, moder(en) hâllerin de hülyalı tanığı, kanıtı. Sarayların varaklı, gümüşlü, kristalli Aynalı Salon’ları, düğün mekânlarıyla halka da iniyor o dönem: “Aynalı Salon…”
Sonrası Aynalı........
