Deyimlerle dünyanın gerginliği: Asabiyim Ben
Geçen pazar “Dehşet bi şey” yazımda teknolojinin kullanıma göre değişen yüzlerine değinirken, müzik, ses, görüntü sistemleriyle, bilgiye anında ulaşma gibi sonsuz olanaklarıyla keyifli hâllerinden söz etmiştim. Bilhassa mesaisi klavyede geçen gazetecilere, yazarlara sağladığı kolaylıklardan da…
Her dilden anında çeviri ve dev sözlüklerle, yapay zekâyla anlamını araştırma olanağı, pek bilmediğin dünyaları da önüne açıyor. Dünyaya açılan pencereler, düşüncelere, haberlere, yazılara da nefes aldırıyor. Bugünün ortamında yazılarında başka ülkelerden, “dil”lerden bahsetmek, oralardan örnekler, “farzımuhal” de biraz(cık) daha tehlikesiz sanki.
“Emniyetsiz”in emniyeti…
Yüzyıllardır deyiverilen deyimler, atasözleri toplumsal tansiyonun da ifadesi zira. Yepyeni, hoş metaforlar açılıyor önünde. Derdini söz sanatlarıyla, deyimlerle, alegori, teşbihle, başka bir yere, kişiye atfederek “telmih”le, îmâyla, istiareyle ifade etmek, baskı, sansür dönemlerinde sık kullanılan “Ezop dili”ne (¹), usûlüne başvurmak daha emniyetli görülüyor.
Lâkin böyle bir ortamda bilhassa haberci, yazar için “emniyetli” yollardan bahsetmek de netameli. Kara mizah… İdeali haberini, yazını “Emniyetsiz”, yani Emniyet’e filan götürülmeden yazabilmen!
“Kızım sana söylüyorum…”
Bu bağlamda deyimlerimizin, atasözlerimizin, “argo”nun dünyadaki karşılıkları da dikkatimi çekiyor epeydir. Farklı kültürlerin deyiverdiklerinin yanında bazen atasözü kardeşliği de hoş…
Tam yeri-zamanı gelmişken “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla”nın bire biri İspanyolların da atasözüymüş mesela: “A ti te lo digo, hijuela; entiéndelo tú, mi nuera”.
Adamımız Pedro Sanchez’in “Biz barışın, demokrasinin ve özgürlüğün tarafındayız” diyerek ABD’ye, İsrail’e gösterdiği tepkiyi Türkiye’de böyle de okumak gerek. Hak hukuk, demokrasi, özgürlük deyince sivri ucu bize de dokunuyor elbette.
“Avrupa’yı dörtnala geçmek”
Ama Sanchez’i alkışlarken, açıklamasındaki alt metinleri, öyle meseleleri dörtnala geçtik maalesef. Tepelerde yankılanmadı bile. O da Rusya’dan dünyaya yayılan bir deyim zaten: “Galopom po Yevropam (Galop po Evropa)”. Anlamı derin, “Avrupa’yı dörtnala geçmek”…
Dillerin, kültürlerin mânâda buluşmasının da bir örneği. Dörtnala Viyana kapılarına dayanan, “bin atlıyla Tuna’yı kafilelerle, çocuklar gibi şen geçen, o semte yedi koldan şimşek gibi atılan” Osmanlı için de mânâlı… Avrupa’yı bugün kuşbakışı değerlendirenler için de.
Pürtelaş “at katili” olmayın
O deyim 1928’de Avrupa’ya giden Sovyet şair Alexander Zharov’un -hızlı ve yüzeysel gözlemlerini anlattığı- makalesinin başlığıyla dile yerleşiyor. Yazar Maksim Gorki ise epeydir Avrupa’da. Jarov’un Pravda’daki o yazısını görünce dayanamıyor.
Zharov’un yazısını “sığ, yüzeysel, şabloncu” vurgularıyla sert, biraz da ironiyle eleştiriyor. Ana fikri özellikle gazetecilere, yazarlara; önemli meseleleri dümdüz, dörtnala geçmeyin. İspanya’daki karşılığı daha sert, “a matacaballo”: “At katili”… Düşüncesiz bir hızla, pürtelaş “at”ı öldürmeyin.
Deyimler kifayetsiz kalırsa…
Bu yazım vesilesiyle bir süredir ekranlarda, haberlerde, sokakta gezinen “zıvanadan, şîrâzesinden, çığırından çıkmak”, “cılkını çıkarmak”, “tutar tarafı kalmamak” deyimlerinin dünyadaki karşılıklarına da göz atıyorum. Zira tanık olduğum hayatlar deyimlerimizin de kifayetsiz kaldığını düşündürüyor bana.
Kısa süre önce (5 Nisan) Başkan Trump’ın İran’a çifte sinkaflı, Allahlı, cehennemli “X” mesajı Serbestiyet’te “Trump zıvanadan çıktı” başlığıyla haber oluyor misal. Yine yeniden… Örnek zıvanasız, şîrâzesiz olunca deyimi de popüler. “Unhinged (menteşesiz)” deyimiyle dünyanın başlıklarında da sallanıyor.
Çarşı-pazarda deyim alışverişi
Bazı haber kanallarında her gün çarşı-pazar da var mesela. Dümdüz anlamıyla “âhım şâhım” bir deyim pazarı, alışverişi aynı zamanda. Hâli, duruşuyla hayattan da emekli görünen yaşlıca bir adamın “Bu iş zıvanadan çıktı” mırıldanması ekranda… Bir kadın da başını zıvanasından çıkmışçasına sallayarak katılıyor bu deyime.
Beni de sarıyor yine düşünceler: “Hangi iş acaba?..” “Zıvanası”ndan yani bir parçanın yerine oturmasını sağlayan oyuğundan, milinden ,düzeninden, “menteşe”sinden çıkan işler güçler o kadar çok ki… Hepsini saymak, sıralamak için kapsamlı ön çalışma gerek.
“O sesle yıkılıyor dünyan”
Şubat........
