menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Tekliğin sultanlığı”nın anlaşılamayan saltanatı

18 29
25.01.2026

Zulmü, milyonların hayatını söndüren mirasıyla böyle bir cümle kurmak insanı rahatsız ediyor ama… Askeri darbelerin karanlığı, kapkara mizaha da zirve yaptırıyor. Kenan Evren bu yönüyle zaten kara komedi. İki ehil dokunuşla bir zamanların haftalık çizgi dergisi Korku Magazin’e başkarakter olur.

Mâlûm her toplumsal içtimâsında her şeye burnunu sokuyor, her şeyden kendine pay, millete “vay” çıkarıyor. Öyle ki 1989’da yaşamı, konuşmaları, “vecizeler”i, “zihni sinir” projeleri, psikanalatik parodiye dönüşen akıl fikirleri, ürperten pervasızlığı, patavatsızlığı mizahi bir kurguyla 288 sayfalık bir kitabı dolduruyor. (Baskın Oran’ın “Belge Araştırma”da Fadıl Kocagöz’ün katkısıyla hazırladığı “Kenan Evren’in Yazılmamış Anıları”)

Her telden “Evren şakası”

Kitabın giriş yazısında Aziz Nesin de bazen beti benzi attıran, izanda bet bereket bırakmayan bu “bolluk”a üslubunca değiniyor: “Bende en çok hayranlık uyandıran bir özelliği de, Evren’in ilgi ve bilgi alanının olağanüstü genişliği…

Dinden futbola, pedagojiden resme, toplumbilimden şiire, hava durumundan hukuka dek hemen her alanda bilgiler vererek, öğütlerde bulunarak yurttaşları uyarması, bilgi ve deneyim zenginliği göstermesi…” Nesin “bu savını kanıtlayan” harika örnekler de veriyor. “Birbilen” diktatör olunca “Evren şakası” da deyimlerimiz arasında.

“Yasaklar”la kara mizah festivali

Darbelerle, tek otoriteyle zirveye ulaşan “TRT Yasakları” ise ayrı bir ironi, kara mizah festivali… Kandemir Konduk’un yazdığı, Timur Selçuk’un müziklerini yaptığı iki perdelik “Yasaklar” oyunu 1984’de “Zeki Alasya-Metin Akpınar”ın Devekuşu Kabare sahnesinde. Kapalı gişe… Ardından da video-kaset olarak evlerde. “Şaka gibi gerçekler” gülerken gözleri yaşartıyor.

En mizâhî kurguları bile o hayatın gerçekleri çünkü. Mesela o oyundaki ünlü “Minik Kelebek” şarkısının sansür kurulunda kelime kelime didiklenme süreci… Aynıyla vâkî. Birçok sanatçı, şarkı, türkü “şaka gibi” nedenlerle sansüre uğruyor, tek bir kelime, hatta -değineceğim gibi- tek bir harf nedeniyle TRT’nin yasak listesine ekleniyor. Güç sende olunca bahaneler de akla ziyan kara komedi. Püsürden bahane an’ane otoriter rejimlerde… “Gözünün üstündeki kaş” bile gözaltında tahlile, kılı kırk yarmaya açık.

“TRT”de en çok çalınan parça”

İşte o “Evren”de, 1981’de herkesin kulağında, dilinde bir şarkı: Sultan-ı Yegâh… Anında “hit”…Darbe TRT’sinde de “en çok çalınan şarkı”. Nur Yoldaş’ın gür sesiyle rüzgârını estiren o şarkı o zalim, karanlık, kıyasıya yasaklı günlerde “Altın Plak” da alıyor.

Bestesi Ergüder Yoldaş’ın. Attilâ İlhan’ın aynı adlı şiirinden… İşte tam burası zurnanın “zırt” diye bandoya katılıp “Yort savul”, “Sultan geliyor savulun” diyeceği yer esasında. Zira şair o dizeleri önceki darbenin, 12 Mart’ın zulmüne, idamlarına, o karanlığa karşı kahırla yazmış. Protest makamından…

Tek olanın karanlık sultanlığı

Sultan-ı Yegâh’ın, “tek olanın sultanlığı”nın saltanatı da şiirin girişinde, gecenin karanlığında “ay doğarken” başlıyor zaten. “Ruhta ölüm karanlığı”nda… Suya yansıyan yaslı gülüşmeler, yalnızlık korusunda umutsuzluktan kırılan bülbüllerle “eylem dağılmış gönül tenha çalgılar kış uykusunda”… Final daha da “kör kör parmağım gözüne”; “yaşadıklarımız başkasının yargısına tutsak /su yasak rüzgâr yasak açık kapılar yasak /belki bu karanlıkta yasakları yasaklasak”…

Üstelik o şiir Attilâ İlhan’ın adı üstünde “Tutuklunun Günlüğü” kitabında yer alıyor. Dokuz yıl önceki askeri darbeye kahreden şiir hevesli halefinin darbesinde “TRT’de en çok çalınan şarkı”. Radyolarda, teyplerde, sokakta, sahnelerde, turnelerde de bangır bangır. Darbeciler, kraldan çok kralcılar ve dahi muhbirler nedense üzerine alınmıyor önce.

Öyledir hastalıklı kibrin, kontrolsüz gücün egemenliğinde alınganlık. Her şeyi üstüne alınmak, kişisel algılamak, her söylenenden, her yapılandan kendine pay çıkarmak da sendromları arasında, kibrin sarhoşluğunda “üstüne alınmamak” da… Bakın vesikalıklarına, teşhisi eşkâlinden bile mümkün.

“Yaaa arkadaş bu nasıl cesaret”

Deniz Tipigil’in “Düşün-ü-yorum Dergisi”nde 2021’de yayınlanan röportajında Ergüder Yoldaş’ın dostu, öğrencisi Opr. Dr. Ercan Çakır o günleri şöyle anlatıyor. Attilâ İlhan’ın ismi sürekli yanlış yazılmış, yayınlanmış ama kıymetli bir söyleşi:

“Atilla İlhan’ın evine gittik o dönem. Ben, Nur (Yoldaş) ve Ergüder Hoca beraber… Sohbet çok güzel giderken birdenbire Atilla İlhan ‘Yaaa arkadaş, sizdeki nasıl bir cesarettir, nasıl bir yürektir ha! Böyle bir cesaret! Hem de böyle bir dönemde! Pes!

Ben Sultan-ı Yegâh’ı 12 Mart darbesini eleştirmek için yazmıştım’ dedi. 12 Eylül’ün hemen........

© Serbestiyet