“Hakikat ve adalete adanan” toplumsal bellek için bütün hafıza emekçileri birleşin

Hafta başında küçük bir haber ilişti gözüme: Ankara’nın simge mekânlarından Abdi İpekçi Parkı yenilendi. Haberin girişi ise “uzun zamandır bakımsız hâlde olan…” vurgusuyla. Bu iki cümle bu haftaki yazıma da vesile oldu. Her anlamıyla “hafıza bakımı” mı desem…

Yarım asra ulaşan geçmişiyle Sıhhiye Meydanı’ndaki park birçok yönüyle hafıza mekânlarıarasında… Kent belleğindeki yeri Ankara’nın “deli dolu” belediye başkanı mimar Vedat Dalokay’la başlıyor. Öyle anılıyor, kendi deyimiyle en sevdiği atasözü de “Yiğidin iyisi biraz deli olur” zaten.

Efsaneye dönüşen icraatları çok. Trafikte göbek çalışması yaparken 12 Mart 1971 askeri darbesinin kaidesinde oturan Genelkurmay’ın bahçesine kepçeyle, destursuz dalıyor mesela. Atatürk Bulvarı’nı ABD Büyükelçiliği’nin duvarlarını yıkarak genişletmesi ise ayrı mesele.

Diktatörün suyunu kesmek

Rahat(ta) durmuyor… Kırk yıllık İspanya diktatörü Fransisco Franco beş genci idam ettirince, Ankara’daki büyükelçiliklerinin suyunu, elektriğini kesiyor, çöplerini toplamıyor. Büyükelçiliğe gönderdiği “yerel nota”, 12 Mart darbesi infazcılarına da omuz atıyor o günlerde:

“Çocuklarını öldüren devlet yöneticilerini kınadığımı, cinayetlerin en çirkinine kurban giden beş İspanyol genci için tutulan yası vurgulamak ve Ankara halkının İspanya halkının acısını paylaştığını, özgürlük mücadelesini desteklediğini simgelemek amacıyla bir hafta süreyle İspanya Büyükelçiliği’nin hiçbir belediye hizmetinden yararlanamayacağını duyururum. Özgürlük uğruna hayatlarını kaybeden beş gencin anısına duyduğum saygıyla…”

Kuğular da ağlar, parklar da ölür

Abdi İpekçi öldürüldükten sonra onun adı verilen parkın yanında, Altınpark, Kuğulu ve Seğmenler parklarında da Dalokay’ın imzası var. Kuğulu Park da Ankara efsanesi… Hikâyesini beş yıl önce Serbestiyet’te yayınlanan “Kuğular da ağlar, parklar da ölür” yazımda uzun uzun anlatmıştım.

Başkan Dalokay, Kuğu Gölü Balesi’ni seyrettikten sonra Viyana Belediyesi’nden dört kuğu getirtiyor Tunalı’daki o parka. İsimlerini de o koyuyor: Viyana-Ankara, Ferhad-Şirin. Sıralamasını eşleriyle grupladığım kuğuların ikisi erkek, ikisi dişi.

Çok seviyor kuğuları Ankara. Artık mekânın adı da belli; “Kuğulu Park”. “Kuğulu kartpostallar”la klasik Başkent fotoğrafları da yeknesaklığından, standardından kurtuluyor biraz… (Yukarıdaki kartpostal 1973 tarihli)

Tayini çıkan kuğunun ıstırabı

Zaman geçiyor, devir dönüyor; “Gençlik Parkı’nda da bir kuğu olsun” diyor bazı (y)etkililer. Zira o “yetkili modeli” illa tüy dikecek manzaraya… Envanterdeki tüy de kuğudan ibaret. Ve dişi kuğulardan birisini, Ankara’yı, Gençlik Parkı’na tayin ediyorlar.

Kuğu da artık memur, akıl fikir de “âmir-memur kafası”ndan nihayetinde. Otoriter yönetimlerde “eş durumu” insan için bile güvence değil mâlûm. “Tayin edildiğin” mahkemede, cezaevinde hiç değil.

Kuğular tek eşli canlılar, sadakatleri yüksek. Viyana günlerce ağlıyor zevcesi Ankara’nın ardından, yemeden içmeden kesiliyor. Garibim Ankara ise Gençlik Parkı’nın havuzundaki sandalların karambolünde, tacizinde, dev fıskiyenin yağmurunda tek başına… O güzelim boynu bükük.

Efsane bu ya; karlı bir kış günü havalanıyor Viyana. O zarif boynunu dümdüz ileri uzatarak, Meclis’in üstünden Opera Meydanı’na doğru uçuyor… Zıpkın gibi delikanlı. Uçuşan karda zor seçilenbeyaz kanatları, bir hasret türküsünün tablosu.

Federico Fellini’nin Amarcord” filminin unutulmaz sahnesindeki Tavus Kuşu sanki… O da filmde tarihinde ilk kez lapa lapa yağan karın altındaki kasabadaki havuz başına konarak o “an”ı unutulmaz kılıyor. (Yukarıdaki kare filmin o sahnesinden)

Meydanlıktan, parklıktan çıkarmak

Abdi İpekçi Parkı’nın da hafıza mekânları arasına adıyla, acıyla kazınması gecikmiyor. 47 yıl önce bugün, 1 Şubat 1979’da öldürülünce o park da adlı adıyla yaralı tarihimize ekleniyor. Ankara’nın adıyla da yaralı sokakları, caddeleri, meydanları arasına…

Parkın bir hafıza mekânı olarak hüzünlü macerası, Melih Gökçekli RP ve AKP iktidarının Ankara’da hafıza mekânlarını yok etme, dönüştürme operasyonlarıyla da bâki. O dönemde o mekânda yapılan üst geçit ve köprülü “U dönüşü”, Sıhhiye Meydanı’nı meydanlıktan çıkarırken, kent hafızasında da nâmını “Sıhhiye Köprüsü” olarak küçültüyor. Kent siluetinde parkın -yerden havadan- manzarası da kuşatılmış artık.

Ölen oğlunun adı “Barış”

Yine Dalokay döneminde yaptırılan meydandaki “Hitit Güneşi Kursu Anıtı” ise heykelinden kent amblemine tam bir meydan muharebesi zaten. İktidar cenahında heykelin adı bile artık “Boynuzlu…”

Israrlı çabalara karşın kaldırılması, Çorum’a filan taşınması mümkün olmayınca -“Dur” diyen yargı kararlarına rağmen- amblemden kaldırılıyor. Dalokay’ın ölümü de hafızalara acı acı kazınıyor. Kırıkkale yakınında 21 Mart 1991’de ailecek yaşadıkları trafik kazası, onu eşi ve 17 yaşındaki oğlu Barış’la birlikte hayattan alıyor.

“Dev eller”in altında buluşmak

Abdi İpekçi Parkı’nın yürüyüş ve mitinglerde toplantı mekânı olması da ayrı maraza, cephe. Aralık 2009’da binlerce işçinin TEKEL direnişinin de otağı. Abdi İpekçi Parkı “12 Eylül’den sonra en büyük toplu iş bırakma” olarak da anılan ve........

© Serbestiyet