Süleymaniye’de iki gün |
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakan Yardımcısı Kubat Talabani’nin ev sahipliğini yaptığı Delphi Forum, 6-7 Haziran tarihlerinde Süleymaniye’de yapıldı. Bu yıl ikincisi düzenlenen foruma katılmak için, havayolunu değil karayolunu tercih ettim. Gayem, hem bir süredir göremediğim coğrafyayla özlem gidermek hem de ne olup bittiğini biraz daha yakından gözlemlemekti.
Diyarbekir’den bir grup arkadaşla yola revan olduk İlk durak Habur Sınır Kapısı. Talihimiz yaver gitti; kapının çok kalabalık olmadığı bir gündü. Türkiye tarafında hiçbir pürüz çıkmadı, işler hızla halloldu. Kürdistan tarafında ise pasaportumun geçerlilik süresi ile ilgili bir sorun yaşadım. Tam ümidi kesmiş ve kafamda eve dönüş planları yaparken, devreye Reha Ruhavioğlu’nun üstün diplomasi yeteneği ve görevlileri birebir markaja alma tekniği girdi. Ben yerimde otururken o benim yerime yoğun bir müzakere süreci yürüttü. Onun görevlilerle girdiği koyu ve samimi muhabbet bize kapıları açtı. Sınırı geçtik.
Altı ay önce bir vesileyle Zaho’ya gelmiştim. Yakın geçmişe kadar küçük bir köy gibi olan Zaho’nun aradan geçen sürede yaşadığı büyüme ve değişim beni şaşırtmıştı. Zaho, bugün artık 350 bin nüfusu olan büyük bir şehir. Duhok’a ise son olarak 15 yıl önce bir sempozyum için yolum düşmüştü. Oradaki gelişim de parmak ısırtan cinsten. Nüfusu 1.5 milyonu geçen Duhok’ta beş üniversite var. Amerikan Üniversitesi’nin yanından geçtik; bir Amerikan kasabası tarzında inşa edilmiş.
Zaho’da da, Duhok’ta da şehirleşme son sürat ilerliyor; her yerde binalar yükseliyor ve şehirler giderek genişliyor. Zaho-Duhok yolu kaymak gibi; Duhok-Erbil yolu da – çalışmaların sürdüğü bir-iki yer haricinde- rahat. Asfaltın üzerinde genelde büyük ve gösterişli arabalar boy gösteriyor, bazı markalara ve modellere ilk kez burada rast geliyorum. Duhok’ta bir yemek molası verdik; porsiyonlar yine devasa, orada değişen bir şey yok. Çok şükür artık çaylar şekerli gelmiyor!
Erbil’e sıcak bir öğleden sonra vardık. Kelimenin tam manasıyla bu şehir almış yürümüş. Burayı da on yıl önce, yine bir çözüm sürecinde, yine bir sempozyum için ziyaret etmiştim. O günlerde de kıpırtılar vardı ama Erbil muhtemelen beklenen ötesinde büyüdü. Erbil’de yaşayan ve alana hâkim bir dostumuzla birlikteydik, ondan bazı bilgiler aldık.
Şehir merkezinin dışında dur durak bilmez bir yapılaşma var. Sefin Dağı manzaralı villalar ve çok katlı konutların sayısı çığ gibi artıyor. Fiyatları da dudak uçuklatan cinsten! ABD’nin Ortadoğu’da en büyük konsolosluğu da burada faaliyetlerini yürütüyor. Şeqlawa’ya doğru daha çok bir finans ve medya merkezi olmaya namzet yeni bir şehir yükseliyor. Her seviyede hizmet veren özel okullar açılıyor. Bazı gözde okullara çocukları göndermek, hem ciddi bir bütçeyi hem de siyasi ve sosyal nüfuz sahibi olmayı gerektiriyor.
Yolcuğumuz tatil gününe denk geldi. Akşama doğru insanlar serin yerlere akıyorlar. Yolumuzun üzerinde Dukan Gölü var. Göle yaklaştıkça, bir Bodrum’u ya da Alaçatı’yı aratmayan bir trafikle karşılaşıyoruz. Dukan’dan Süleymaniye’ye yönüne giderken, dostumuz PKK’nin silah yaktığı Cesane Mağarası’nın bulunduğu mıntıkayı gösteriyor. Hafızamız maziye gidiyor; olurdu olmazdı derken silahların yakıldığı o tarihi günün üzerinden neredeyse bir yıl geçmiş.
Erbil-Süleymaniye yolu, kötü; Kürdistan’daki........