menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Erdoğan’ın imkânsız hayali: Suriye’de Rojava’yı Türkiye’de CHP’yi kendi kaderine terk etmeye razı bir Kürt hareketi

48 0
13.07.2025

Cumhurbaşkanı Erdoğan beklenen ‘tarihi’ konuşmasını dün (12 Temmuz) AK Parti’nin Kızılcahamam’daki istişare toplantısında yaptı. Konuşmasında Erdoğan’dan, bir gün önceki gerçekten de tarihi silah yakma eylemine karşılık Kürtlerin gönlünü hoş edecek birkaç somut adım bekleyenler umduklarını bulamadı. Fakat bundan konuşmanın önemsiz olduğu sonucu çıkarılmamalı. Bunlardan bence en önemlisi hakkında birkaç şey söylemek istiyorum.

Konuşmada, “Türküyle, Kürdüyle, Arabıyla, Boşnağıyla, Çerkeziyle vb” diye giden klişenin ‘Arap’tan sonrasının atılmasıyla elde edilen ve konuşma boyunca en az 10 kez tekrar edilen “Türk-Kürt-Arap” vurgusu (ve bu vurgunun bir defasında “Biz yani Türkler, Kürtler ve Araplar” diye iyice altının çizilmesi) Türkiye’nin bölgesel emperyal vizyonu hakkında çok şey söylüyordu. Bu vurgunun, Erdoğan’ın 2016’dan itibaren zaman zaman dile getirdiği “Türkiye’nin Misak-ı Milli meselesi”nin yeni bir sürümü olduğu kanaatindeyim.

Parantez

Bu konuda kaleme aldığım önceki yazılarımı okumamış olabilecekler için “Türkiye’nin Misak-ı Milli meselesi” derken neyi kast ettiğimi kısaca hatırlatayım (meseleyi bilen okurlar, defalarca tekrar ettiğim bu özeti atlayıp okumaya bundan sonraki ara başlıktan itibaren devam edebilirler.)

Mesele şu: Cumhurbaşkanı Erdoğan 15 Temmuz darbe girişiminin (2016) hemen ardından “Türkiye’nin bir Misak-ı Milli meselesinin olduğu”nu dile getirmeye başladı ve sonrasında bunu sık sık tekrar etti. Oysa Erdoğan 11 yıllık başbakanlığı (2003-2014) ve iki yıllık cumhurbaşkanlığı (2014-2016) dönemi boyunca bir kez bile “Türkiye’nin Misak-ı Milli meselesi”nden söz etmemişti. Google’a “Erdoğan” ve “Misak-ı Milli” sözcüklerini birlikte yazıp tarih aralığı olarak da 2003-2016’yı seçtiğinizde karşınıza sadece Erdoğan’ın şu ya da bu vesileyle Anıtkabir’deki Misak-ı Milli Kulesi’nde bulunan defteri imzaladığı haberleri çıkıyor. Yani bu dönem boyunca Erdoğan için Misak-ı Milli sadece bir kulenin adıydı. Oysa aynı taramayı 15 Temmuz 2016 sonrası için yaptığınızda “Erdoğan: Misak-ı Milli Hedeflerimizi Koruyamadık…”, “Erdoğan: Misak-ı Milli’mize yeniden sahip çıkmak zorundayız…”, “Erdoğan, ‘Misak-ı Milli’yi anlarsak Musul’u da anlarız’ dedi” gibi başlıklarla karşılaşıyorsunuz.

Bir defasında bu özeti hatırlattıktan sonra “Bazen de bu meseleyi hatırlatan benim yazılarımla…” diye ilave etmiş, şöyle devam etmiştim: “Başka bir söyleyişle, Erdoğan’ın çok anlamlı bir tarihte başlattığı, sonra da peşini bırakmadığı bir hikâyeyi bu yıllar boyunca benden başka kimse anlamlı bulmamış; halen de öyle.”

Parantezi kapattım.

“Türküyle, Kürdüyle, Arabıyla, Boşnağıyla, Lazıyla, Çerkeziyle” klişesi neden........

© Serbestiyet