Oynamadan, oynayamadan elenmek

Hafta sonu Liverpool’un itirazına rağmen Cumartesi günü hayli erken bir saatte (öğleyin) oynanan Brighton maçını büyük bir keyifle izledim. Sahada artık gerçek bir Premiership futbolcusu hüviyetine bürünmüş olan Ferdi, yine her zamanki B oyununu oynadı. Brighton’ın 2-1 kazandığı maçın sonunda Arne Slot’un “terbiye edilmiş” mutsuz yüzünü görmek içimi büyük bir mutlulukla doldurdu. Çarşamba günü maçın Polonya’lı amatör hakemini bir dövmediği kalan Slot’un maçı neredeyse kediler gibi sakin sessiz seyrettiğini belirtmeliyim. Yorgun ve Sala minus Liverpool’un, Galatasaray’a 4 attı diye yerlere göklere sığdırılamıyan Liverpool’un Brighton karşısında hiçbir varlık gösteremediğini ve “futbolman” ezildiğini de. 

Tabiatıyla bunca lafı Galatasaray ve oynadığı futbola getirmek üzere ettik. Artık eyyamcılığı meslek edinmiş ve bütün hıncını yabancı teknik direktörlere ayıran spor medyasının hakem ve sakatlıklar mazaretini kullanması alışkanlıktan. O maçın hakkı bir İtalyan hakem gerektiriyordu ama UEFA bu tür eşleşmelerde “seçici” davranıyor. Hakem idaresi, evet, rezaletti; o kadar baskı altında kaldı ki her dakika azar işittiği Slot’a sarı kart bile gösteremedi. İşler yoluna girdiğinde, Liverpool’un buz gibi golünü yedi mesela. Liverpool’un ilerlemesi, “pazar” için kabul edelim daha tercih edilebilir çünkü. Lang, üzücü sakatlığına rağmen, oyuna girdiğinde maç zaten hükmen bitmişti. Osimhen’in durumu gün gibi aşikârken sahada tutuldu ve Galatasaray 20 dakika 10 kişi oynadı. Futbolcu kötü oynar, 3 penaltı kaçırır, yorgundur ama ısrar eder oyunda tutarsın ama sağlığını tehdit eden bir durum söz konusuysa herşeyden önce futbolcuyu düşünür, majör bir kaprisi sineye çeker, kenara alırsın. Çünkü teknik direktörle futbolcunun “görevi” farklıdır. 

Hemen belirtelim: Galatasaray, Çarşamba günü futbol oynamadı. Kaleci, 4’lü defans, nasıl........

© Serbestiyet