menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sözün hükmü, gücün cazibesi

21 0
08.01.2026

Siyaset, ideal düzlemde fikirlerin yarışı ve toplumsal sorunlara çözüm arayışıdır. Ancak bizim coğrafyamızda siyaset, çoğu zaman yerçekimi kanunlarının fiziktekinden çok daha hızlı ve keskin işlediği, “güç” merkezli bir hayatta kalma sanatına dönüşmüş durumdadır. Dün şahit olduğumuz, muhalefet saflarından iktidar bloğuna dahil olma seremonisinde büyük bir vuslata ermişçesine sahnelenen davranışlar ve kurulan cümleler, basit bir siyasi yer değiştirmeden çok, derin bir sosyolojik ve kültürel “ruh halini” ifşa etmektedir.

Kişilerden ve geldikleri yerlerden tamamen bağımsız olarak bu tabloya baktığımızda karşılaştığımız manzara, aslında toplumun kolektif hafızası açısından pek de şaşırtıcı değil. Zira bu coğrafyanın insanı “birbirini bilir”. Şartlar değiştiğinde veya menfaat terazisi hafifçe sarsıldığında, siyaset sahnemizde edilen büyük yeminlerin, savrulan iddialı sözlerin veya en keskin itirazların nasıl da buharlaşabilir olduğunu sayısız defa tecrübe ettik. Bu yüzdendir ki; bir siyasetçinin dün “ak” dediğine bugün “kara” çalması, kamuoyunda büyük bir infialden ziyade, dudak kenarına yerleşen o acı ve müstehzi tebessümle karşılanır.

Ancak üzerinde durulması gereken asıl husus, geçiş eyleminden ziyade, bu eylemin sahnelenişindeki o duygusal patlamadır. Dün hakkaniyetle muhalefet yapan bir ismin, bugün ‘baba ocağı’na dönerken; sanki ilk evladı dünyaya gelmiş ya da asırlık bir mucize gerçekleşmişçesine açıklamasında sergilediği o taşkın heyecan, izahı zor bir çelişkidir. Beri tarafta, ‘zaten aklen ve vicdanen hep oradaydım’ diyerek, yıllarca bedenini muhalefette unutup ruhunu iktidarda gezdirdiğini ifade eden bir başka profil… Ve nihayet, sivil siyasetin sınırlarında zorlanan; kendini kaybedercesine, adeta vecd içinde durulan o titrek ‘asker selamı’ ile sahneyi bir ‘kendinden geçme’ ayinine dönüştüren diğer bir örnek…

Dışarıdan bakan bir göz için bu tablo, muhatapları ‘biraz sükûnete’ davet etme hissi uyandırır. Zira bu aşkın coşku, hakikatte içten içe yaşanan derin bir tutarsızlığın üzerini örtme çabasına, gürültülü bir meşrulaştırma arayışına da işaret etmektedir.

Bu arayışların retorik düzlemdeki yansıması daha da düşündürücüdür. Dün muhalefet sıralarındayken hukuk, adalet ve özgürlük gibi evrensel değerlerin grameriyle konuşan bir kişinin, iktidar saflarına geçerken bir anda ‘devletlü’ bir dile, güvenlikçi bir jargona ve her şeyi örten o sihirli ‘beka’ söylemine sığınması, incelenmeye muhtaç bir psikolojidir. Kelimeler sadece yer değiştirmez; anlam dünyası da, hakikat algısı da bu yeni ‘güç dili’ tarafından yeniden formatlanır.

Elbette meselenin sadece psikolojik değil, insani ve pragmatik bir boyutu da var. Bir milletvekili: ‘Elimizden hiçbir şey........

© Serbestiyet