Zaferin ardındaki boşluk |
İtalyan yazar Dino Buzzati kısa öykünün en tuhaf ve en keskin ustalarından biridir. Onun hikâyelerinde olaylar çoğu zaman sıradan bir hayatın içinden başlar fakat birkaç satır sonra gerçekliğin altındaki çatlaklar görünmeye başlar. Buzzati’nin dünyasında olağan ile tuhaf arasında çok ince bir sınır vardır. Bir köpek Tanrı’yı görmüş olabilir mesela. Ya da bir şehir yavaş yavaş çökebilir, bir insan farkına varmadan hayatının dışına düşebilir..
Bu sınırın en çarpıcı örneklerinden biri de “Savaş” adlı kısa öyküsüdür. Birkaç paragraf uzunluğundaki bu metin, savaşın mantığını bir anda tersine çeviren küçük ama sarsıcı bir alegori gibidir. Öyküde anlatıcı ve arkadaşları bir savaşın içindedir. Gençtirler, güçlüdürler. Borazanlar çalmakta ve düşman geri püskürtülmektedir. Zafer neredeyse kaçınılmaz görünür. Her şey bir kahramanlık anlatısına yakışacak şekilde ilerler. Ama sonra bir şey olur.
İçlerinden biri aniden kılıçtan geçirilir ve yere düşer. Ardından ölümler artar. Çarpışma devam ederken askerler birer birer yere düşmeye başlar. Fakat anlatıcıların içinden tuhaf bir duygu geçer: Ölenler başkalarıdır, kendileri değildir. Bu yüzden dövüşmeye devam ederler, hatta zafer hissi bile duyarlar. Sonunda ortada düşman kalmaz. Ama askerler de kalmaz. Hepsi ölür.
Ve öykü şu soruyla biter: “Zafer! zafer! diye haykırdık. Fakat neye yarıyordu bu zafer?”
Buzzati’nin birkaç satırda kurduğu bu sahne, savaşın en derin paradoksunu açığa çıkarır. İnsanlar savaşırken kendilerini kazanıyor gibi hissedebilirler. Ama savaş bittiğinde geriye çoğu zaman yalnızca yıkım kalır.
Felakete doğru yürümek
Buzzati’nin hikâyelerinde asıl korkutucu olan şey ani felaketler değildir. Onun dünyasında felaketler çoğu zaman yavaş ve fark........