A Milli Kadın Voleybol Takımı, tüm ülkeyi gururlandırarak Avrupa şampiyonu oldu.

Bu sevinç vesilesi başarı sonrası çok az konuda birleşebilen toplum, siyaset ortak bir sevinçte birleşti.

Ortak sevincin sadece milli duygularla alakası yok aynı zamanda ortak sevinçler, toplumun yükselen öfkesini, birikmiş yorgunluğunu alır, toplumu tazeler, hem birlik duygusu hem de manevi destek verir, sonuçta adınız Ebrar, Emine, Melisa olmasa bile tüm ülke, toplu halde birbirinize sarılır sevinirsiniz. Bu yüzden kadın voleybol takımının yıldızlı başarısı sadece Avrupa’da şampiyonluk olarak kalmaz bir topluma da can suyu olur.

“Bizim kızlar”, milli sporumuz güreşin yanına voleybolu da eklemek üzere ama bir de bunun yerine her olaydan kutuplaşma çıkarma milli sporumuzun şampiyonu olmak isteyenler var. Her değeri araçsallaştırarak ya da her durumu bir ötekileştirme meselesi haline getirerek var olabiliyorlar. Bir gün başarıyı, bir başka gün birliği hedef alıyorlar, çıkış noktaları ise kendilerine meşruluk kazandırmak için ya din ya da Türkiye tipi laiklik, yani tabularımız.

Şampiyon voleybol takımı oyuncuları, özel yaşamları, cinsel tercihleri üzerinden gündeme gelen, bu meseleyi öne çıkaran isimlerden oluşmuyor. Hepimiz onları spor konusundaki başarılarından tanıyoruz. Ancak garip gelse de, onları sürekli olarak LGBT konusuna iten, sadece onunla anan kesim, aynı zamanda LGBT karşıtı olan kesim. Ve bu kesim, sırf birilerini hedef gösterip, kendi varlıklarını devam ettirebilmek için karşı oldukları LGBT’nin PR’ını yapıyor. Cinsel tercih nedeniyle hedef aldıkları kişilerin böyle bir konuyu gündeme getirmek gibi bir çabası yok bu nedenle, “ihtiyaca binaen” kendileri getiriyor çünkü bir öteki lazım.

Karşı oldukları şeyin reklamını yapma pahasına, şampiyon isimleri hedef almalarının birçok sebebi olsa da, en önde gelen sebebi, kendilerinin bir öteki bulup taşlamadan var olamadıkları gerçeği. Malum, ülkede artık dindar kesim her anlamda güçlü, sermaye, medya, moral güç… tüm alanlarda dindar kesim söz sahibi, güç sahibi. Ancak bu dindar kesimin, bir kesimi için bu kafi değil daha fazla iktidar alanı istiyorlar ya da mevcut iktidar alanlarını korumak istiyorlar, bu noktada tehlike altında olmamalarına rağmen tehlike altında oldukları iddiasında bulunuyorlar. Daha açık ifade edilecek olursa; din, bazı tercihler nedeniyle tehdit ediliyor o vakit din referansıyla bunun karşısında olmalıyız propagandasına başlıyorlar. Hayır, din de kendileri de herhangi bir tehlike altında değiller, oldukça da güçlüler. Tabi muhalefet-laik kesim, tümden olmasa da çoğunluklu olarak “başörtüsü yasağı bitsin”, diyorken, çarşaflı, örtülü kadınlara hakaret edenler, toplum tarafından bu rezil tavrı kesmeleri için uyarılırken, birilerine -teşbihte hata olmaz- bir şeytan lazım, bir öcü lazım, o yüzden karşı oldukları şeyin PR’ını yapmak pahasına konuyu sürekli bu şekilde köpürtüyorlar.

Bununla yetinmeyip bir yanlış tutum daha geliştiriyorlar; spor alanındaki başarı dışında başka bir şeyle gündeme gelmeyen sporcuları, sırf kendi güç alanları daim olsun diye haksız yere hedef gösteriyorlar, üstelik hakka davet ediyormuş gibi yaparak. Hakka davet ederken, haksızlık yapılır mı?

A Milli Kadın Voleybol Takımı’nın başarısı üzerinden kendi hesaplarını görmek isteyenler, sadece bazı dindarlardan oluşmuyor, bazı laik-sekülerler de oradalar. Telefon ekran fotoğrafı yapılacak kadar muhteşem bir görsele, fırsat bu fırsat nefret kusayım, diyerek topun yerine fes görseli yerleştiriyorlar. Gururumuz voleybol takımımızı kavgaları için araçsallaştırarak, emeklerine hakaret ediyorlar. Yine fırsatçılık bitmiyor çünkü bunlara da bir öteki lazım.

Tabi bir de hak ettiği cevabı alınca, “Bana değil ecdada dedi” diye ağlayanlar var. Kavga çıkarmış, dayak yemiş, şimdi “bana değil bize, değerlerimize saldırıyorlar” diye ağlayarak yeni kavgaya adam toplamak isteyenler var.

Hepsi çok farklı yerlerden gelseler de, farklılıklarına rağmen aynı noktada birleşiyorlar; başarılı sporcu kadınları hedef alarak ya da fırsatçılık yaparak kendi kötü niyetli hesaplarını görme niyeti.

Her ne kadar mertçe çıkışların, cesur yürekli tavırların insanları olduklarını iddia etseler ve peşlerine takılanlar da bundan etkilense de aslında oldukça korkaklar. Başarılarını Avrupa’ya kadar altın yaldızlarla yazdırmış olan kadın sporcularımız bunlar için “kolay lokma”, o yüzden hedef alıp araçsallaştırırken pek cüretkarlar. Çünkü…

Çünkü kadınları haksız yere hedef alırken o kadınları dini referansla “yanlış” ilan edenler, olması gerektiği gibi kadın sporcuları destekleyen, onları tebrik eden siyasi yöneticilere din referansı ile “tebliğde” bulunamıyorlar. Ne yani, o “iman gücü”, sadece güç yettirebildiklerinize mi? Aslını isterseniz, kolay lokma gördüğünüz o kadın sporculara güç de yettiremezsiniz ya neyse…

“Müslüman Türk milleti” adına da, “laik Türk milleti” adına da, kadın voleybolcular adına da konuşmaya kimsenin hakkı yok.

Kendini dinin teminatı gibi gösteren ancak inananları dahi din halkasından çıkarmaya çalışan, laikliği kafasına göre yazıp çizen ve o çizdiği yamuk yumuk forma uymayan herkesi laiklik için tehdit sayan, 2023 yılında hala fesle uğraşmayı modernlik sananlardan geriye kalanlar olarak; gecesini gündüzüne katarak çalışan, tek işi spor olan ve bunda da oldukça başarılı olan, yani işini hakkıyla yapan A Milli Kadın Voleybol Takımımızı yürekten tebrik ediyor, hep birlikte sarılıyor ve o sevinci hep birlikte yaşıyoruz.

QOSHE - Öteki mi lazım? - Cemile Bayraktar
menu_open
Columnists Actual . Favourites . Archive
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Öteki mi lazım?

11 0
05.09.2023

A Milli Kadın Voleybol Takımı, tüm ülkeyi gururlandırarak Avrupa şampiyonu oldu.

Bu sevinç vesilesi başarı sonrası çok az konuda birleşebilen toplum, siyaset ortak bir sevinçte birleşti.

Ortak sevincin sadece milli duygularla alakası yok aynı zamanda ortak sevinçler, toplumun yükselen öfkesini, birikmiş yorgunluğunu alır, toplumu tazeler, hem birlik duygusu hem de manevi destek verir, sonuçta adınız Ebrar, Emine, Melisa olmasa bile tüm ülke, toplu halde birbirinize sarılır sevinirsiniz. Bu yüzden kadın voleybol takımının yıldızlı başarısı sadece Avrupa’da şampiyonluk olarak kalmaz bir topluma da can suyu olur.

“Bizim kızlar”, milli sporumuz güreşin yanına voleybolu da eklemek üzere ama bir de bunun yerine her olaydan kutuplaşma çıkarma milli sporumuzun şampiyonu olmak isteyenler var. Her değeri araçsallaştırarak ya da her durumu bir ötekileştirme meselesi haline getirerek var olabiliyorlar. Bir gün başarıyı, bir başka gün birliği hedef alıyorlar, çıkış noktaları ise kendilerine meşruluk kazandırmak için ya din ya da Türkiye tipi laiklik, yani tabularımız.

Şampiyon voleybol takımı oyuncuları, özel yaşamları, cinsel tercihleri üzerinden gündeme gelen, bu meseleyi öne çıkaran isimlerden oluşmuyor. Hepimiz onları spor konusundaki başarılarından tanıyoruz. Ancak garip gelse de, onları sürekli olarak LGBT konusuna iten, sadece onunla anan kesim, aynı zamanda LGBT karşıtı olan kesim. Ve bu kesim, sırf birilerini hedef gösterip, kendi varlıklarını devam ettirebilmek için karşı oldukları LGBT’nin PR’ını yapıyor. Cinsel tercih nedeniyle hedef aldıkları kişilerin böyle bir konuyu gündeme getirmek gibi bir çabası yok bu nedenle, “ihtiyaca binaen” kendileri getiriyor çünkü bir öteki lazım.

Karşı oldukları şeyin reklamını yapma pahasına, şampiyon isimleri hedef almalarının birçok sebebi olsa da, en önde gelen........

© Serbestiyet


Get it on Google Play