1960’ların başlarında Türk işçileri kabul eden Hollanda’da 70’lere gelindiğinde Türk ve Faslı işçilerin varlıklarından rahatsızlıklar yükselmeye başladı. Yabancı işçilerin Hollandalı kadınları taciz ettikleri söylenmeye başladı.

Yükselen rahatsızlığı patlatan olay 1972’de yaşandı. Türk bir pansiyon sahibinin Hollandalı bir kadını alıkoyduğu, taciz ettiği iddia edildi. Hollandalı gençler pansiyonun etrafını sardı ve binayı taşladı. Sonra yolda izde yakalanan ve olaylarla hiçbir alakası olmayan Türkler dövüldü, iş yerlerine saldırıldı. Türklere, Faslılara yani yabancılara ait olan evler yakıldı.

https://serbestiyet.com/serbestiyet-in-english/1972-yilinda-rotterdamda-ne-olmustu-67760/)

Bütün bunların aydınlanmanın, hoşgörünün, çok kültürlülüğün fikri kalelerinden Rotterdam’da yaşandı.

Mevlanaların, Yunusların, Hacıbektaşların Türkiyesinde de yaşanıyor.

Sadece geçen hafta yaşanan olayları hatırlayalım.

İzmir Gediz’de Suriyeli üç anne, yanındaki çocuklarıyla birlikte, otobüste ırkçı saldırıya uğradı, şiddet gördü, otobüsten indirildi ve indirildikten sonra bile küfürler, ohh çekmeler eşliğinde ülkelerine kovuldu.

Sosyal medyada “İstanbul Büyükçekmece’de 11 yaşında bir çocuk, bir Suriyeli tarafından defalarca bıçaklandı” diye servis edilen provokasyon amaçlı haberin ardından bıçaklananın Suriyeli bir çocuk olduğu, bıçaklayanın da Türkiye vatandaşı olduğu ortaya çıktı.

Bursa’da iki Suriyeli çocuk, zihinsel engelli Türkiyeli bir çocuğu feci şekilde dövdü ve bir de bu görüntüleri videoya çekerek paylaştı.

Sosyal medyada çocuğunu okula götüren bir ebeveynin Arapça olarak yaptığı paylaşım, “Bugünün en utanç verici duygusu, çocuklarımıza bize ait olmayan bir milli marşın zorla söyletilmesidir” şeklinde çevrilerek, çocukların yüzünü de gösterecek şekilde paylaşıldı. Aslında ifade edilmek istenen kendi ülkelerine, kendi milli marşlarına özlem duymaları ve ayrı olmaktan yana yaşadıkları üzüntüydü. Anne tutuklandı.

Mesele Türk ya da Suriyeli meselesi değil, her iki kesimden de suç işleyenler var, zaten suç, bir etnik gruba ya da toplumun “yabancılarına” has değil, suç bireysel ve bu suçları her kesimden birilerinin işliyor olması, o kesimin külliyen suç makinesi olduğu anlamına gelmiyor. Ancak bugünlerde bunu anlatabilmek çok zor. Zira…

Zira yazının girişinde gerçek haberler paylaşılmış olsa da bu tip suçlarla ilgili kışkırtıcı, yalan haberler de yapılıyor. Yalan haberlerin doğrusu birkaç saat içinde ortaya çıkıp, yalan haberin kaynaklarına doğrusu belirtildiğinde ise garip bir “yalan olsa da gerçektir” absürtlüğü ile karşılaşılıyor.

Türkiye’nin mülteci meselesine gelene kadar hali hazırda özgün problemleri var. Ekonomi bu problemlerin en başta geleni ve ekonomi sayılarla sınırlı kalmıyor, alım gücü her gün düşen bir toplumda doğal olarak bir öfke birikiyor. Ağır aksak ilerleyen demokrasi serüveni içerisinde iktidarın rotayı demokrasiden otoriterliğe çevirmesi hoşgörü, sağlıklı iletişim imkanlarının sınırlarını daraltıyor. Muhalefetin yani toplumun yarısını siyaseten temsil edenlerin kendi tabanlarını temsil etme, muhalefet yapma konusunda ciddi eksikleri var, doğal olarak toplumun muhalefeti destekleyen yarısı öfke topuna dönüşmemiş olsa da biriken bir gerginlikleri olduğu malum. AK Parti ve MHP’nin birlikte çıkardığı infaz düzenlemeleri nedeniyle suçu huy edinmiş, toplum için tehlike oluşturabilecek kişiler serbest dolaşıyor. Bunlara bir de Türkiye vatandaşları ve mülteciler arasındaki gerginlik eklenince ülkede huzurdan bahsetmek mümkün değil. Bırakın huzuru, toplum alarm veriyor, suç oranlarına baktığımızda suç işleme yaşının oldukça düştüğü, suç oranının ise arttığı görülüyor, yani toplum tepeden tırnağa suça sürükleniyor. Ve bu gerçekler toplum için, ülke için çok ciddi tehlikeler oluşturuyor.

Irkçıların kendi ülkelerine ne kadar faydaları olduğu tartışılır ancak son birkaç ayda artan ırkçılık nedeniyle Türkiye ekonomisindeki yaklaşık 1 milyar dolar kayıpta etkilerinin olduğu söyleniyor.

“Bizde öyle bir şey olmaz” eşiği çoktan aşıldı, elbette kötü bir kehanette bulunmak gibi bir gaye olamaz ancak perşembenin gelişi şu durumda çarşambadan belli oluyor.

Toplum birçok yönden gerildikçe geriliyor ve ülkenin genel atmosferine baktığımızda da ülkede hiç istenmeyen şiddet olaylarını engelleyebilecek toplumsal bir sağduyudan bahsetmek zor. Her ne kadar güvenlik güçleri bu konuda ellerinden geleni yapıyor olsa da…

Mülteciler, korunmak üzere kabul edilmiş insanlar. Türkiye vatandaşlarının da en temel hakkı güven içinde yaşamak. Mülteciler dahil bu ülkede yaşayan hiçbir insan, seçim yatırımı olarak görülemez, siyasi bir figür haline gelmek için hedef alınamaz, ırkçı ihtirasları teskin için provoke edilemez, şiddete davetiye çıkarmak için tahrik edilemez. Yani toplum, saldırmaya ya da saldırıya açık hale gelecek kadar sahipsiz hissetmemeli. Toplum, varlığı inkar edilen ancak uzaydan dahi görülebilecek kadar var olan ırkçı ihtirasların terapi merkezi değil. Toplum, yöneticilerin sadece istedikleri zaman duyduğu, sadece “yönetilenlerden” oluşan etkisiz ve edilgen bir kitle değil. Ve toplum sadece Türkiye vatandaşlarından oluşmuyor, mülteciler de bu toplumun bir parçası ve toplum, mülteci-vatandaş gerilimi arasında tehlikeli bir noktaya giderken mülteciye “defol”, ırkçıya “yok ol” demekle olmuyor ve birçok sorunda olduğu gibi bu sorunda da üzerini örtmek, geçiştirmek çözüm olmuyor. Çözüm olmadığı gibi alarm veren toplum için çalan tehlike çanlarının bir an önce duyulması gerekiyor.

Bu arada bugün Rotterdam’ın belediye başkanı bir Faslı.

QOSHE - Mülteci meselesinde toplum alarm veriyor, duyuyor musunuz? - Cemile Bayraktar
menu_open
Columnists Actual . Favourites . Archive
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Mülteci meselesinde toplum alarm veriyor, duyuyor musunuz?

7 0
16.09.2023

1960’ların başlarında Türk işçileri kabul eden Hollanda’da 70’lere gelindiğinde Türk ve Faslı işçilerin varlıklarından rahatsızlıklar yükselmeye başladı. Yabancı işçilerin Hollandalı kadınları taciz ettikleri söylenmeye başladı.

Yükselen rahatsızlığı patlatan olay 1972’de yaşandı. Türk bir pansiyon sahibinin Hollandalı bir kadını alıkoyduğu, taciz ettiği iddia edildi. Hollandalı gençler pansiyonun etrafını sardı ve binayı taşladı. Sonra yolda izde yakalanan ve olaylarla hiçbir alakası olmayan Türkler dövüldü, iş yerlerine saldırıldı. Türklere, Faslılara yani yabancılara ait olan evler yakıldı.

https://serbestiyet.com/serbestiyet-in-english/1972-yilinda-rotterdamda-ne-olmustu-67760/)

Bütün bunların aydınlanmanın, hoşgörünün, çok kültürlülüğün fikri kalelerinden Rotterdam’da yaşandı.

Mevlanaların, Yunusların, Hacıbektaşların Türkiyesinde de yaşanıyor.

Sadece geçen hafta yaşanan olayları hatırlayalım.

İzmir Gediz’de Suriyeli üç anne, yanındaki çocuklarıyla birlikte, otobüste ırkçı saldırıya uğradı, şiddet gördü, otobüsten indirildi ve indirildikten sonra bile küfürler, ohh çekmeler eşliğinde ülkelerine kovuldu.

Sosyal medyada “İstanbul Büyükçekmece’de 11 yaşında bir çocuk, bir Suriyeli tarafından defalarca bıçaklandı” diye servis edilen provokasyon amaçlı haberin ardından bıçaklananın Suriyeli bir çocuk olduğu, bıçaklayanın da Türkiye vatandaşı olduğu ortaya çıktı.

Bursa’da iki Suriyeli çocuk, zihinsel engelli Türkiyeli bir çocuğu feci şekilde dövdü ve bir de bu görüntüleri videoya çekerek paylaştı.

Sosyal medyada çocuğunu okula götüren bir ebeveynin Arapça olarak yaptığı paylaşım, “Bugünün en utanç verici duygusu, çocuklarımıza bize ait olmayan bir milli marşın zorla söyletilmesidir” şeklinde çevrilerek, çocukların yüzünü de gösterecek şekilde paylaşıldı.........

© Serbestiyet


Get it on Google Play