We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Sen de ABD’nin ağzının içine bakıyordun, yine bakacaksın, bari şimdi sus!

60 5 5
24.12.2018

Türkiye’deki ya da Suriye’deki Kürtlerin bir bölümünün ABD’nin Suriye’den çekilme kararını beğenmemeleri ve orada kalmaya devam etmesini istemeleri, muhafazakâr çevrelerde “beter olun” nidalarıyla karşılandı: Emperyalizmle, ABD ile işbirliği yapanların sonu işte böyle olurdu.

Ulusalcı-milliyetçi çevreler ise, Kürt siyasetinin yanı sıra Türkiye solunu da yaylım ateşine tutuyor: Durmaksızın anti-emperyalist olduğunu söyleyen Türkiye solu, nasıl oluyordu da emperyalizmin ağa babasının bölgeden çekilmesinden memnuniyet duyduğunu gürül gürül bir sesle haykırmıyordu?

Bu hal, bir kez daha beni en sevdiğim, en kadim konularımdan birine dönmeye zorluyor: “Amerikancılık suçlamasındaki ahlaki problem...”

Bu problemi önceki yazılarımda en özlü bir biçimde şöyle ifade etmiştim: Türkiye’deki bütün temel siyasi akımlar (muhafazakârlar, milliyetçiler, ulusalcılar, Kürtler, sol) ‘emperyalizm’i ‘mutlak kötü’ olarak tarif etmede ve bunu iç siyasette bir malzeme olarak kullanmada birleşiyorlar, fakat ‘emperyalizm’ herhangi biriyle ortak hareket etmeye meyledince onunla işbirliğinde hiçbir beis görmüyorlar.

Bir siyasi akımın, birkaç ay içinde ABD ile birlikte hareket etme pragmatizminden ‘ilkesel anti-Amerikancılığa’, oradan da yeniden ‘mutlak kötü emperyalizm’ söylemine sıçraması Türkiye’de sıradan bir şey...

Muhafazakârlığın “Yaşasın Trump” günleri

Bu çerçevede en son bu yılın mart ayında kalem oynatmışım. Bana o zaman konuya eğilme fırsatı veren şey, bugün Kürt siyasetini ve Türkiye solunu Amerikan muhipliğiyle suçlayan muhafazakâr çevrelerin çok değil, bir yıl içinde Amerikan muhipliğinden “Kahrolsun Amerika” çizgisine gelmeleri imiş.

Yani üstteki ara başlık muhafazakâr çevrelerde bugünlerde yaşanan “yaşasın Trump” ruh haline değil, Trump’ın başkan seçildiği günlerdeki ruh haline bir gönderme... Biliyorsunuz, sonrasında Brunson, Gülen’in iade edilmemesi, Suriye’ye silah taşıyan TIR’lar vb. meseleler nedeniyle ABD, üç beş ay içinde muhafazakâr çevrelerde “Kürt devleti kurarak Türkiye’yi parçalama stratejik hedefine kilitlenmiş üst akıl” haline gelivermişti.

O süreci kısaca hatırlayalım, ardından Türkiye’nin öbür siyasi akımlarının “ABD ile birlikte hareket etme pragmatizminden ‘ilkesel anti-Amerikancılığa’ sıçrama” pratiklerini gözden geçirelim.

Başkan’ın milli güvenlik danışmanı “Gülen iade edilmeli” diyor, ve...

2016 Kasım’ında yapılan Başkanlık seçimlerini Trump’ın kazanması, Türkiye’nin muhafazakâr çevrelerinde memnuniyetle karşılandı. Çünkü rakibi, Demokrat aday Hillary Clinton Suriye’de Kürtleri silahlandırmaya devam edeceklerini açıklıyor, Türkiye’deki rejimi otoriterliğe kaymakla suçluyordu. Trump ise bu ikisini de yapmayacağına dair bir izlenim veriyordu.

Fakat muhafazakârlardaki Trump sevgisini artıran ya da ABD’ye düşmanlık duygularını tersine çeviren gelişme, Michael Flynn adlı emekli bir generalin........

© Serbestiyet