We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Muhterem Nur’a ve biraz da Müslüm Gürses’e dair bir yazı

41 1 4
05.11.2018

SUNUŞ

Fuat Şen, “Müslüm’ün bir seveni/hayranı olarak” kaleme aldığı yazısında (Müslümcü’nün Vefası, birikimdergisi.com, 1 Kasım 2018), arabeskin dört erkekten oluşan bir kare asının olduğunu hatırlattıktan sonra, onlardan biri olan Müslüm Gürses’in iki alanda diğerlerinden farklı bir duyarlılığa sahip olduğunu anlatıyordu: “Kişisel acılarını Şark terbiyesi icabı aşikâr etmemesi” ve “hayat arkadaşına olan sevgisini gizlememesi...”

Şen’e göre, “Müslüm” filmi, Müslüm Gürses’in özel hayatındaki acıları hiçbir soyutlama çabasına girişmeksizin, olduğu gibi ve abartarak anlatan yanıyla, onun “acıları aşikâr etmeme” terbiyesiyle uyum içinde değildi.

Müslüm Gürses’in “hayat arkadaşına olan sevgisini gizlememesi” yönüne gelince... Fuat Şen’in yazısında buna dair bir eleştiri olmadığına göre, filmle Müslüm Gürses’in bu yanı arasında bir uyumsuzluk görmediği sonucuna varabiliriz...

Aslına bakarsanız, “hayat arkadaşına olan sevginin gizlenmesi”, maçoluk kültüründen hatırı sayılır ölçüde nasiplenmiş arabesk duyarlılığının mütemmim cüzlerinden biri... Bu durumda şu soruyu sormak yerinde olur: Müslüm Gürses nasıl bir kadınla karşılaşmıştı ki, içinde yer aldığı kültürün en muhkem parçalarından birini ihlal etme cesaretini gösterebilmişti?

Yıllar önce kaleme aldığım Muhterem Nur portresinde, zaten ben de bu soruya cevap bulabilmeyi ummuştum.

O portreyi, “Müslüm” filmini vesile bilerek Serbestiyet okurlarının dikkatine sunuyorum.

****

Manastır'da doğdu. Asıl adı Olga'ydı. Annesini de babasını da hiç bilmedi. Daha sonra “teyze” dediği bir kadın tarafından büyütüldü. 1942'de, İkinci Dünya Savaşı'nın dehşeti içinden bir kamyonun altında İstanbul'a kaçırıldı. Eyüp'e yerleştiler. “Teyze”si ona yeni bir nüfus cüzdanı çıkardı. Adı artık Muhterem Kısa idi.

İlkokulu Eyüp'te bitirdi, 14 yaşında orada bir dokuma fabrikasında çalışma hayatına başladı.

1950'lerin başlarında, ki yaşı artık 20'lere gelmiştir, mahalleden arkadaşı, Bulgar göçmeni Üftade ile Beyoğlu turlarına başladı. İkisinin di zihinlerinin gerisinde “artist” olup kısa yoldan yoksulluktan kurtulmak vardı.

Onu Beyoğlu'nda ilk keşfeden kişi, orada inzibat subayı olan, sonradan Film San Vakfı başkanı olacak Ümit Utku'ydu. Utku, ağabeyinin gece kulübündeki ilk karşılaşmalarında belki biraz da üniformasına güvenerek Muhterem Nur'u dansa davet etmek istedi. Ne var ki üniforması gerçekte dezavantajıydı; dans teklifi “subaylardan nefret ederim” sözleriyle reddedildi.

Nur, kısa süre önce boşandığı, hayatı kendisine zehir eden subay kocası nedeniyle subaylardan nefret ediyordu; ondan bir de oğlu vardı.

Fakat devamı geldi ve aralarında sekiz yıl sürecek aşk, 1950'de böyle başladı.

İlk film teklifini 1950'lerin başında Muharrem Gürses'ten aldı. İkinci filmi ise (1952), Osman Seden'in yönettiği Kanun Namına'ydı... Başrollerde Ayhan Işık ve Nedret Güvenç vardı. Bu........

© Serbestiyet