We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Kıyaslamalı insan kaybetme vakaları: 28 Şubat’ta ve günümüzde...

51 1 0
20.05.2019

Ahmet Taşgetiren, Türkiye’nin bu günlerinde kendisini 28 Şubat döneminden bile daha kısıtlanmış hissettiğini söyledi diye başına gelmeyen kalmadı.

İktidar ve destekçisi basın 28 Şubat’la bugünlerin kıyaslanmasından nefret ediyor ama, galiba bu nefret, şimdinin birçok açıdan 28 Şubat’tan gerçekten de daha kötü olduğunu bilmelerinden ve fakat bildiklerinin tersini savunmak zorunda olmalarından kaynaklanıyor.

Kişisel dünyalarımızdaki tartışmalarda da öyle değil midir? Haksız olduğumuzu bilip de bunu itiraf edemediğimiz durumlarda, açığı kapatmak için, haklı olduğumuza inandığımız durumlardan bile ateşli bir tarzda savunmaz mıyız “haklılığımızı?”

İnsan hakları ve hukuk alanı mesela... Birileri çıkıp 28 Şubat’la günümüz arasında bu alanda kıyaslamalı bir tartışma dizisi başlatsa, herhalde iktidarın ve iktidar basınının sesi en gür bu alanlarda ortaya çıkar, kıyaslamayı başlatanları Ahmet Taşgetiren’den beter ederlerdi.

Fakat ne yazık ki gerçek böyle: İnsan hakları ve hukuk alanındaki cari durum, 28 Şubat’la kıyaslanamayacak kadar kötüdür.

Bugün bu karşılaştırmayı hukuksuzluğun en korkunç biçimlerinden biri olan “adam kaçırıp kaybetmeler” üzerinden yapmaya çalışacağım.

“Ne adam kaçırması, ne kaybetmesi?”

Şimdi aranızdan birçoğunun “ne adam kaçırması, ne kaybetmesi” dediğinizden eminim. Tıpkı 2017’de Ankara’da güpegündüz sokaktan polis olduklarını söyleyen kişilerce kaçırılan 11 kişiyle ilgili olarak yazdığımda dediğinizi düşündüğüm gibi (“Medya, ‘kaybedilen insanlar’da haber değeri bulamıyor!”, Serbestiyet, 26 Temmuz 2017):

“Ülkede olup bitenleri öğrenmek için Türk basınını izlemekle kifayet edenler, bu yazının başlığından bir şey anlamayacaklar. Haklılar, çünkü izledikleri gazeteler, televizyonlar ve internet siteleri, ‘FETÖ’cü’ oldukları öne sürülen bazı insanların son aylarda sokak ortasında, evlerinin önünde polis olduklarını söyleyen kişilerce kaçırıldığı yönündeki iddiaların hiçbirinin peşine düşmek ihtiyacı hissetmediler.”

Orada öykülerini anlattığım insanlar, bazısı haftalar bazısı aylar sonra işkence görmüş perişan halleriyle ya serbest bırakıldılar ya da yargılanıp cezaevine konuldular.

Peki, ben şimdi neden yeniden “kaybedilen insanlar” mevzuuna dönüyorum? Çünkü birkaç aydır, üstelik bu defa Ankara’yla sınırlı olmamak kaydıyla yeni kaçırılma vakaları gerçekleşti (sayıları şimdilik altı, hiçbiri dönmedi) ve sizin onlardan da haberiniz yok; bilmem yanılıyor muyum?

Adam kaçırma, cezaevlerinde kötü muamele, işkence ve benzeri “cız” konuları artık ne yazık........

© Serbestiyet