We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

İktidar medyasını eleştirmek: Tadı zaten kaçmıştı, artık anlamsız

45 2 3
15.10.2018

Acaba Rahip Brunson hadisesi, iktidar medyasının ‘casus’ ve ‘ajan’ avcılığı mesaisini idrak ederken uğradığı kaçıncı zillet?

Hikâyelerin tamamı, polisin, savcının ve nihayet siyasi iktidarın birtakım yabancı uyruklu kişileri ‘casus’ ya da ‘ajan’ olarak suçlamasıyla başlıyor. Ardından, bunları haberleştirmek üzere iktidar medyası devreye giriyor.

Bu suçlamaların haber değeri olduğu hususu tartışma götürmez. Dolayısıyla, bunları, kendisinin gerçeği arama ve halkı enforme etme görevi ile halkın bilgi edinme hakkı temelinde nötr bir dille aktaran bir gazeteciliğe kimsenin bir diyeceği olmaz ve buradan herhangi bir gazetecilik zilleti çıkmaz.

Fakat böyle olmuyor. İktidar basını (birkaç istisna olmasa sadece ‘basın’ demek de mümkün ama), polisten, savcılıklardan sızdırdıkları dosya içeriklerini, daha olay mahkeme aşamasına bile gelmeden ‘hakikat’ kılığında tepemizden boca ediyorlar.

Normal bir ülkede soruşturma aşamasında o haberler ancak ‘iddia’ tonunda haberleştirilir. Fakat Türkiye’de iktidar basınına bu yetmiyor; polisin ve savcıların dilini de aşan abartılmış ifadelerle, adı üstünde ‘şüpheli’lere suçu sabitleşmiş ‘ajan’ ve ‘casus’ muamelesi yapıyorlar; bu kişilerin isimlerinin önüne bu sıfatları serâzâd yerleştirebiliyorlar.

‘Casuslukla suçlanan Brunson’ demiyorlar mesela, ‘casus Brunson’ diyorlar...

Mesela İstanbul Büyükada’daki bir otelde meslek içi sorunları görüşmek üzere toplantı yapan insan hakları savunucularıyla ilgili haberlerini şu türden başlıklarla verebiliyorlar (ki hepsi hâkim karşısına çıktıkları ilk duruşmada tahliye edilmişler ve aralarındaki yabancı uyruklular ülkelerine dönmüşlerdi):

“Casusluğa bu defa af yok...”, “Büyükada’da İngiliz parmağı...”, “Büyükada casuslarına Amerika desteği...”, “Casuslara Alman çipi...” Büyükada’dan FETÖ ve PKK çıktı... 6 casus cezaevinde...”,

Sonraki benzer hikâyelerde durum hiç değişmedi: “Alman ajan gazeteci Deniz Yücel” hadisesinde de öyle oldu, “Gazeteci kılıklı Fransız ajan Loup Bureau” hadisesinde de...

Hikâyelerin devamı şöyle geliyor: Bu ‘casus’ ve ‘ajan’lar mahkemeler tarafından tahliye ediliyorlar ve hepsi de ellerini kollarını sallaya sallaya ülkelerine dönüyorlar.

Zillet aşaması

İşte bu son aşamada iktidar basını tam bir zillet hali sergiliyor: Sanki birilerini kesin bir dille ‘casus’ ya da ‘ajan’ ilan etmemişler gibi ‘bağımsız Türk yargısı’nın kararını saygıyla karşılıyorlar ve tamamına ermemiş bir tatminsizlikle sessizliğe........

© Serbestiyet