We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Hazin bir Türkiye hikâyesi: Devlet sopasıyla bireyselleşme

54 0 0
26.09.2019

Türkiye, cemaatleşmiş inanç ve ideolojilerin laboratuvar ülkesi... Siyasi ya da dinî herhangi bir cemaatte yer alan insanlar, inanca ve ideolojiye uyum sağlayıp “huzur içinde” var olmakla, uyum sağlayamayıp eleştirel bir pozisyon benimsemek ve böylece cemaatten dışlanıp yalnızlaşmak arasında bir tercih yapmak zorunda kalırlar. İkinci tercihin bedeli o kadar ağırdır ki, cemaat içinden pek az kimse bu riski göze alabilir. Gerçi kendi içinde cemaatiyle inanç-ideoloji gerilimi yaşamaya başlamış insanların yalnızlaşmayı göze alamayıp içeride kalmaya devam etmelerinin de ağır bir bedeli vardır. Fakat insanlar, ait oldukları cemaatin dışına düşmektense, beyinlerini ve kalplerini gemleyip, gerilim yaşamaya başladıkları cemaatlerinin içinde kalmaya devam ederler; bunun tersi nadirattandır.

Böyle insanlar, ait oldukları cemaate vurulmuş dağıtıcı dış darbeleri bazen kendilerine bile itiraf edemedikleri bir memnuniyetle karşılarlar. Çünkü onların kişisel iradelerine kalsa asla terk edemeyecekleri cemaatlerini bu sayede terk etme imkânı bulurlar; hem de “hain” darbesi yemeden!

Devlet sopasıyla mecburi bireyselleşme

Siyaset bilimci Prof. Gökhan Bacık, geçtiğimiz günlerde Ahval’de “KHK sosyolojisi: Post-modern azınlık” başlıklı bir makale kaleme aldı. Okumakta olduğunuz yazıda esin kaynağım olduğu için Bacık’ın bu makalesinden kısaca söz etmek isterim.

Gökhan Bacık, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile işlerinden olmuş, görevlerinden edilmiş on binlerce insanın durumuna bambaşka bir açıdan yaklaşıyor, onların önünde açılmış bireyselleşme imkânlarından söz ediyor:

“Uzun vadede KHK’liler sosyolojik bir vakıa olarak istisnai bazı roller oynayabilir. Devlet ve toplum tarafından dışlanan bu insanlar, Türkiye’de nadiren görülen bireyselleşmenin örnekleri olabilir. KHK’lilerin bir kısmı devletin, ailenin, kültürün, partinin, cemaatin, dinsel ilişkilerin dışında otonom bir alan üretebilir.

“Son tahlilde Türkiye bir cemaat ve cemiyet ülkesidir. Türkiye’de birey yabancı muamelesi görür. Yalnız kalmış, toplumdan ve devletten dışlanmış KHK’liler bunlara rağmen birey olarak var olmanın kültürel tohumlarını atmaya katkıda bulunabilir.”

Bacık tam olarak öyle ifade etmiyor ama, bahsettiği şeyin bir devlet sopasıyla bireyselleşme hikâyesi olduğu çok açık. Öyle ya, devlet gücünü kullanıp o insanları bağlı bulundukları “devletin, ailenin, kültürün, partinin, cemaatin, dinsel ilişkilerin” baskısından ya da korumasından âzâde kılmasaydı, o insanlar o yapılara itiraz etmeksizin onların içindeki mutlu-huzurlu hayatlarına devam edeceklerdi. Fakat şimdi kendi bacaklarından asılacaklar ve ister istemez, bir zamanlar içinde yer aldıkları........

© Serbestiyet