We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Babacan’ın partisi: Maddesi belli değil ama ruhu belli

58 1 0
12.09.2019

Ali Babacan, şimdilik sözcü-liderliğini yürüttüğü yeni partiyle ilgili ilk söyleşisini Karar gazetesinden Ahmet Taşgetiren ve Yıldıray Oğur’a verdi.

Türkiye’de yeni kurulacak bir partiye not vermek için ilk bakılan şey olan kurucular listesi ve kadrolar hakkında Babacan -bence haklı olarak- bu söyleşide de hiçbir şey söylemedi. Keza Türkiye’nin somut iç ve dış toplumsal-politik sorunlarıyla ilgili olarak da ayrıntıya girmedi.

Böyle olunca, söyleşinin, kurulacak yeni parti hakkında olduğu gibi onun Türkiye’nin somut iç ve dış toplumsal-politik sorunlarına çözüm yolları hakkında da fazla bir fikir vermediği yönündeki yorumlar ağırlık kazandı.

Bu yorumların, büyük beklentileri karşılanmadığı için hayal kırıklığına uğrayıp, aslında önemli bazı unsurları da görememe (ya da görmezlikten gelme) eğiliminde olanlarca dile getirildiğini düşünüyorum.

Oysa söyleşiyi büyük beklentilerle okumaya başlamayanlar; yani partinin kurucularını ya da kadrolarını değil de mesela tarzını ve karakterini merak edip anlamaya çalışanlar için Babacan’ın sözleri gayet tatmin ediciydi.

Bu yazıda Ali Babacan’ın Karar söyleşisi içinde gezinecek, kuracağı partinin tarzı ve karakteri hakkında bana çok önemli görünen birkaç sonuç çıkarmaya çalışacağım.

Kavga etmenin tat vermeyeceği bir parti

Sakin, hatta şimdiye kadar görmediğimiz kadar sakin bir parti geliyor. Kimse bulaşmazsa, sadece işine ve sorun çözmeye odaklanacak bir parti... Peki, böyle bir partinin, mevcut iktidar için büyük tehlike arz edecek ikna edici bir programla siyaset sahnesine çıkıp, iktidarla hiç polemiğe girmeksizin halkla konuşmasına izin verilir mi? İçinden çıktığı partinin, lideriyle, medyasıyla ve tabii trolleriyle ona nasıl bir hoşâmedî hazırladığı ortada; dolayısıyla bu sorunun cevabı belli.

İktidarın kavgaya “gel gel” yapması karşısında yeni parti iki tutum takınabilir: Görmezlikten gelmek ya da karşılık vermek.

Görmezlikten gelmek, hele ki Türkiye siyaseti koşullarında “sünepelik” algısına yol açar ki, ne kadar nezaketli olurlarsa olsunlar tecrübeli siyasetçilerin benimseyeceği bir yol olamaz.

Hiç şüphesiz ikinci yol tercih edilecek. Fakat ben burada........

© Serbestiyet