Hollanda’da Türkiyeli emek neden hâlâ örgütsüz? |
Çok yapı var ama işçi yine yalnız
Hollanda’da Türkiyelilere ait yapı az değil. Dernek var, lokal var, kültür gecesi var, panel var, cami çevresi var, hemşeri ağı var, siyasal grup var. Dışarıdan bakınca insan, bu kadar çevresi olan bir toplulukta işçinin kolay kolay yalnız kalmayacağını düşünüyor. Ama mesele tam tersine işliyor. Bir işçi eksik ücret aldığında, ajans sistemi içinde ezildiğinde, işten çıkarılma korkusuyla sustuğunda ya da barınma sorunuyla boğuştuğunda, bütün o örgüt görüntüsünün altından daha sert bir gerçek çıkıyor: Ortada çok yapı var ama sınıf adına gerçek temas çok az.
Bunu dışarıdan bir gözlemci gibi söylemiyorum. Hollanda’da tütün fabrikasında vardiyalı çalışan bir işçi olarak, buradaki Türkiyeli emekçilerin nasıl yalnızlaştığını, nasıl dağınık yaşadığını ve neden kolay kolay örgütlü bir güce dönüşemediğini uzaktan değil, gündelik hayatın içinden görüyorum. Aynı bantta çalışan, aynı yorgunluğu taşıyan, aynı patron düzeninin içinde sıkışan insanların çoğu, iş çıkışında aynı sınıfın parçası gibi değil, yalnız bireyler gibi dağılıyor. Asıl sorun da burada başlıyor.
Aynı işyerinde çalışan bir Türkiyeli işçi ücretinin eksik yattığını fark ettiğinde çoğu zaman ilk yaptığı şey bir derneğe ya da bir yapıya gitmek olmuyor. Önce yalnız başına ajansla boğuşuyor, sonra birkaç arkadaşına anlatıyor, çoğu zaman da susuyor. Bugünkü örgütsüzlük tam da bu sessizleşmede görünür hale geliyor. İnsanların etrafında çok ilişki olabilir, ama o ilişki gerçek bir hak arama zeminine dönüşmüyorsa işçi yine yalnız kalır.
Topluluk ilişkisi başka, sınıf temsili başka
Hollanda’daki Türkiyeli topluluk içinde ilişki yok değil. Tam tersine, ilişki çok. İnsanlar birbirini düğünde görüyor, cenazede görüyor, kahvaltıda görüyor, bazen dernek gecesinde, bazen camide, bazen bir yardım kampanyasında görüyor. Ama bütün bu bağların çokluğu, sınıf adına bir örgütlülük üretmeye yetmiyor. Çünkü topluluk ilişkisi ile sınıf temsili aynı şey değil.
Bir topluluk, insanı çağırabilir, sarabilir, tanıyabilir, sahip çıkabilir. Ama sınıf temsili başka bir şey ister. İşçinin vardiyasını bilmek ister. Eksik yatan maaşını mesele etmek ister. Ajans sisteminin nasıl çalıştığını anlamak ister. Sağlık randevusunun neden alınamadığını, kiranın neden maaşı yuttuğunu, işçinin neden sürekli korku içinde yaşadığını görmek ister. Topluluk bağı bunlara değmiyorsa, insanı yalnızlıktan bir ölçüde kurtarabilir ama örgütlü bir güce çeviremez.
Bugün Hollanda’daki Türkiyeli emekçinin yaşadığı en büyük sorunlardan biri de tam burada düğümleniyor: Temsil edildiği sanıldığı yerde çoğu zaman temsil edilmiyor.
İşçi değişti ama yapılar değişmedi
Bir dönem yurtdışındaki Türkiyeli yapılar, özellikle işçi hakları, ırkçılıkla mücadele, oturum sorunları ve kamusal görünürlük alanlarında daha canlı bir rol oynayabiliyordu. O yıllarda göçmenlik daha doğrudan işçilik deneyimiyle örülüyordu. Fabrika,........