Türkiye’de devlet ve toplum (I): Modern sınıfları devlet mi yarattı?
Türkiye’de sosyal bilimler alanında, teorik tutarlılığın çoğu zaman ikincil kaldığı; birbirleriyle yöntemsel olarak bağdaşmayan muhafazakâr, liberal, Kemalist, sosyalist açıklama modellerinin aynı metinde “Marksist” bir iddia eşliğinde yan yana kullanılabildiği bir entelektüel ortam uzun süredir mevcuttur. Bu bağlamda, kavramsal açıklığın yerini belagat, tarihsel çözümlemenin yerini klonlanmış tezler, yöntemsel titizliğin yerini tarihsel-toplumsal gerçeklikle alakasız söylem alabilmiştir.
Buna bağlı olarak sıklıkla karşılaştığımız meselelerden biri, Türkiye’de burjuvazinin tarihsel oluşumu hakkında ileri sürülen görüşlerdir. Farklı ideolojik yönelimlerden tarihçiler, sosyologlar, Kemalistler, sağ ve sol liberaller ile onların izini takip eden sözde Türk ve Kürt sosyalistleri arasında ortak bir kabule dönüşmüş bir tezle karşı karşıyayız: “Türkiye’de burjuvaziyi devlet yarattı.”
Söz konusu yaklaşım, devletin iradi müdahalesini sınıf oluşumunun asli nedeni olarak konumlandırmakla kalmamakta, aynı zamanda Türkiye’de kapitalist sınıfın ortaya çıkışını ekonomik altyapıdan değil, siyasal üstyapının tasarım gücünden türetmektedir. Böylece, sınıf oluşumunu maddi süreçlerden koparan bir açıklama modeli karşımıza çıkıyor.
Marksist-Leninist bir perspektiften bakıldığında, bu tez materyalist tarih anlayışının temel ilkeleriyle taban tabana zıttır. Sınıfların tarihsel oluşumunu devletin bilinçli iradesine bağlamak, üretim ilişkilerinin gelişimini belirleyen maddi süreçleri ikincilleştirir ve altyapı üstyapı ilişkisini tepetaklak ederek toplumsal dönüşümü idealist bir çerçeveye hapseder. Bu nedenle, söz konusu yaklaşım, Marksist literatürdeki sınıf teorisinden ziyade, Weberci anlamda “devletin rasyonel hukuki otorite aracılığıyla ekonomik aktör yaratması” fikriyle akrabadır.
Materyalizm mi, idealizm mi?
Diyalektik/tarihsel materyalist analiz ise, burjuvazinin oluşumunu, devletin kurucu iradesine değil, kapitalist üretim tarzının gelişimi, ticaret ve mülkiyet ilişkilerindeki dönüşüm, uluslararası sermaye birikim süreçleri, iç pazarın genişlemesi ve maddi üretici güçlerin tarihsel hareketi gibi yapısal dinamiklere bağlar. Devlet bu süreçlerde elbette bazen doğrudan belirleyici, bazen dolayımlı olarak aktif bir rol üstlenir. Ancak bu, yine de sınıfların tarihsel oluşumlarının ana nedeni ve asli zemini olarak gösterilemez.
Dolayısıyla, Türkiye’de burjuvazinin ve işçi sınıfının devlet tarafından “yaratıldığı” iddiası, Marksist yöntem açısından yalnızca tartışmalı değil, aynı zamanda idealist bir okuma biçimidir. Sınıf oluşumunu maddi süreçlerden koparan her yaklaşım gibi, bu tarz tarih yazımı da tarihsel gerçekliği açıklamaktan uzaktır.
“Burjuvazinin devlet tarafından yaratıldığı” tezi, özünde, toplumsal oluşumun yönünü tersine çeviren şu idealist ön varsayıma dayanır: Devletin tarihsel olarak sınıflardan önce meydana geldiği ve toplumu yukarıdan aşağıya inşa eden asli kurucu güç olduğu. Bu yaklaşım, Marx ve Engels’in devletin kökenini “toplum içindeki uzlaşmaz sınıf karşıtlıklarının ürünü” olarak kavrayan temel tezini baş aşağı çevirir. Sınıflı toplumlarda devlet, temel üretim araçları üzerindeki denetimi elinde bulunduran sömürücü sınıfın iktisadi egemenliğini korumakla kalmayan, ama aynı zamanda siyasal, ideolojik-kültürel ve askerî düzlemlerde yeniden üreten bir hegemonya mekanizmasıdır. Bu nedenle altyapıda cereyan eden sınıfların oluşumundan bağımsız, kendi başına kurucu bir özne değildir.
Devlet ile sınıfların tarihsel oluşumu arasında bir “öncelik-sonralık” ilişkisi kurulacaksa eğer, öncelik sınıfların ortaya çıkışındadır dememek, Marksist yöntemin reddi anlamına gelir. Kadim Asya uygarlıklarında görülen özgün gelişim çizgileri ve istisnalar, bu genel ilkeyi geçersiz kılmaz; yalnızca tarihsel materyalizmin somut çözümleme gereğini hatırlatır.
Klasik Marksist devlet teorisi, her ülkeye mekanik biçimde uygulanacak bir şablon değildir elbette, sadece diyalektik materyalist bir çözümleme yöntemi sunar. Marx, Engels ve Lenin, devleti çoğunlukla sınıf oluşumunu izleyen bir olgu olarak kavrarken, burjuvazinin tarihsel şekillenişini ve devletle ilişkilerini her toplumun özgül tarihsel koşulları içinde somut olarak incelemişlerdir. Dolayısıyla, devletin burjuvaziyi “yarattığı” iddiası, hem tarihsel materyalizmin yöntemini hem de sınıf oluşumunun maddi köklerini göz ardı........
