İhanetin mantığı |
Kapitalist sistemde iktidarlar yönetmekte zorlandıklarında, güvenlik, yargı ve diğer kurumsal araçları her zamankinden daha yoğun kullanır. Baskı, kontrol ve müdahale kapasitesi genişler; tasfiye, provokasyon, şantaj ve sistematik dezenformasyona daha sık ve daha pervasız başvurulur. Ezilenlerin ve sömürülenlerin direnişlerini bastırmak, muhalif partileri bölmek ya da çökertmek, yerel muhalefeti dağıtmak, bağımsız yayınları susturmak, yazar ve sanatçıları itibarsızlaştırmak böylesi dönemlerin bilindik hamleleridir.
Bunun en canlı ve güncel örneği, ikisi de egemen sınıfların geleneksel eğilim ve gerilimlerini temsil eden sistem partileri AKP iktidarı ile ana muhalefet partisi CHP arasındaki gelişmelerdir. Ekrem İmamoğlu’nun hapse atılmasıyla başlayan, İstinaf Mahkemesinin mutlak butlan kararıyla CHP'nin 38. Olağan Kurultayı'nı iptal edilip Özgür Özel ve parti organlarını görevden uzaklaştırmasıyla devam eden süreç, egemen siyasetin bütün kirli yüzünü ortaya dökmüştür.
AKP iktidarı, yerel seçimlerde uğradığı hezimetin ardından derinleşen yönetememe krizini aşmak, hegemonya kaybıyla sonuçlanan yenilgisinin intikamını almak ve kaybettiği kitle desteğini hukuki ve fiziki zor kullanarak geri kazanmak için rövanşist bir mantık ve öfkeyle hareket ediyor. CHP’yi can derdine düşürmesi, iç sorunlarıyla boğazlaşmaktan muhalefet etmeye fırsat bırakmaması ve butlan kararıyla ikiye böldükten sonra Yeni Parti’yi parasız pulsuz ortada bırakması, üstelik her hafta bir ya da birkaç belediye başkanını maiyetiyle birlikte tutuklaması, henüz tutuklamadıklarını ise ya “ya içeriye gir ya bana katıl” seçeneğiyle karşı karşıya bırakması, 21.yüzyıl faşizmi akımına Türkiye cenahından yapılmış bir katkı olarak tarihe geçecektir.
Yaşananları ihanet olarak değil, iktidardan bağımsız sıradan bir parti bölünmesi varsayıp kayıtsız kalmayı öğütleyenlere veya dilinin ucuyla karşıymış gibi görünenlere katılmamız mümkün değil. Bugün iktidarın CHP’yi parçalamaya yönelik hamlesinin baş ortağı ve aleti Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibidir. Kurultayda yitirdiği başkanlığı, iktidarın polis zoruyla kırdığı kapıdan içeri soktuğu Truva atıyla yeniden aldığı gün gibi açıktır. Mahkeme kararının desteği ve iktidar medyasının yönlendirme gücüyle kaybettiği koltuğa yeniden oturması Bizans ayarında bir entrikadır. Yaptığı hem içeriği hem de işleyiş tarzıyla, kendi siyasi geleneğine karşı işlenmiş bir ihanettir. Kanıtı, CHP’nin bölünmeye itilmesi ve kendi iç sorunlarıyla baş başa bırakılması, siyasi iktidarın uzun süredir izlediği strateji ve taktiklerle çakışmaktadır.
Dünya tarihinde, ihanetin kaderi üzerinde etkili olmadığı tek bir ülke bile gösterilemez. Shakespeare’in “Sen de mi Brütüs?” repliğiyle veya Hristiyanlık tarihinde Yahuda ismiyle simgeleşen ihanet, insanlık tarihi kadar eskidir.
Sümer mitolojisinde Emeş–Enten ile Lahar–Aşnan anlatılarından başlayarak, Habil ile Kabil efsanesine ve Yahuda’nın İsa’ya ihanetine kadar uzanan bütün büyük anlatılarda aynı temayla karşılaşırız. Dante, İlahi Komedya’da cehennemi tasvir ederken yalnızca günahkârları değil, vatanlarına, yoldaşlarına, ailelerine ve ustalarına ihanet edenleri de en ağır cezalılar arasına yerleştirir. İnsanlık tarihinin en karanlık kırılmaları, çoğu zaman dış düşmandan önce, içerideki çözülmeden, yakın olanın ihanete yönelmesinden doğmuştur.
“Sen de mi Brütüs?” sözü, ihanetin en çarpıcı ifadesi olduğu, kısa bir zaman diliminde sadakatin çöktüğü yeri en yalın haliyle görünür kıldığı için tarihe kazınmıştır. Saray entrikalarının ayyuka çıktığı Bizans’taki taht mücadeleleri buna benzer örneklerle doludur. Payitahtına konmakla kalmayıp ondan çok şey kapmış Osmanlı saltanatı “devletin bekası” adına, kardeş katlini meşrulaştırıp kurumsallaştırmıştı. Kendi adıyla anılan bir kanunnameyle Fatih, dünyaya düzen getirme adına, Habil-Kabil mitini hortlatırcasına kardeş katlini yasalaştırdı ve kendi katillerini üreten bir düzenek oluşturdu.........