Unutmayacağız!

“Bu belge, 19 Aralık’ı Ümraniye Hapishanesi’nde karşılayan TİKB davası tutsağı Oya Açan’ın mahkemeye sunduğu suç duyurusu dilekçesidir. Oya Açan, ölüm orucu eyleminin 205. gününde tahliye edildi. Komünist irade ve yaşam tutkusunun hücre hücre büyütüldüğü o direnişin 80’inci gününde burjuvazinin bu kanlı ayininin tarihsel anlamını deşifre ettiği bir suç duyurusu dilekçesinde anlattı.”

“Yalnızca eşyalarına gülümseyebilenlerin” o eşyalarının, saltanatlarının bekçiliğini yapan “Kalbi ölüm mühürlüler”, yeni bir asrın açılan kapısını bizim dökülen kanlarımızla, bize karşı mühürlemek istediler.

Ayaklanmalar ve yeni devrimler çağının ürkütücü kabuslarıyla yatıp kalkanlar, kendi çürümüşlüklerinin kokusunda nefessiz kalanlar çareyi bizim katlimizde buldular.

Sokakları kavuran yoksulluğun, işsizliğin delice bakışını gözbebeklerine oturtan, sömürünün pervasızlığı karşısında öfke biriktiren, “bir nefes özgürlük” diyen milyonların damıtılmış öfkesini bizim dökülen kanlarımızın yaratacağı dehşet duygusuyla bastırmaya çalıştılar. Bu kanlı ayini “F Tipine geçemezsek IMF programını uygulayamayız…” sözleriyle özetleyecek kadar açıktı her şey…

Tarih: 19 Aralık 2000…

Saat: Şafak sökmek üzere…

Yer: Türkiye işçi sınıfı ve emekçilerinin öncü güçlerinin doldurulduğu zindanlar. 19 Aralık 2000… Komünist ve devrimcilerin doldurulduğu 20 zindana aynı anda yapılan kanlı baskın…

Faşizmin adına “Hayata Dönüş” dediği zulmün damıtılmış biçimleriyle gerçekleşen kanlı ayin!

Kapitalist barbarlığın faşist zebanileri, kendilerini nefessiz bırakan çürümüşlüklerine sadece kanla, bir süreliğine de olsa nefes kazandıracak kanlı bir ayin düzenlediler. Ölüm sınırındaki barbarlığı “hayata döndürecek” zulüm tanrılarının ayinlerine benziyordu her şey. Kurşunlar, fosforlu bombalar, öldürücü gazların sayısız çeşidiyle kuşanmış ölüm ordularını kendilerine ait zindanların üzerine saldılar…

İlk önce kendi zindanlarında umudu ören, geleceğe kurulacak köprüler için gerçekleşecek düşler kurmaktan vazgeçmeyen, her hücrelerinde tazelik üreten komünist ve devrimci tutsaklar ezilmeliydi! Onlar hayata dönsün diye taze umut filizleri budanmalıydı! Çünkü onlar, taze, umut, düş, ütopya, ideal, dayanışma gibi insanlığın ezilen tarafına ait ne kadar kavram ve o kavramlara içerik ve ruh kazandıran ne kadar gerçek varsa daha bir nefessiz kalıyor, çürümüşlükleri daha bir görünür oluyordu.

Can çekişen barbarlıklarının “hayata dönebilmesi” için gerçekleşen bu kanlı ayin için tam 8 bin 335 asker, binlerce çevik kuvvet, binlerce gardiyan, 20 binin üzerinde gaz bombası, envai çeşit silah kullandılar. Sadece Bayrampaşa’da on iki devrimci tutsağı katlettiler. Bunlardan altısı fosforlu bombalarla diri diri yaktıkları kadın tutsaklardı… Tarihteki eşine ancak Nazi kamplarında rastlanacak bu “hayata dönüş” ayininde tam yirmi sekiz devrimci tutsak katledildi.

19 Aralık’ın o şafak vaktinde başlayan kanlı ayin, buza kesmiş bir Aralık’ı göğü delen ağıtlarla eritti. Analar, ah evlatlarıyla büyüyen analar… Öfke, acı, umut… İnsana dair tüm duygular kendilerini tarifleyecek kelime bulamadı. Şiir sustu, imgeler yırtıldı, dil çaresiz kaldı. Belki de kuşlar bile donup kaldı gördükleri karşısında.

Yıllar sonra açığa çıkan jandarma raporlarından adına “Hayata Dönüş” denilen o kanlı ayinin çok önceden planlanmış bir operasyon, gerçek ismininse Tufan olduğunu öğrendik. Akın, Kılıç, Kama kodlu diğer birimleriyle insanın kanını donduracak soğukkanlılıkta hazırlanmış bir toplu kıyım tasarımı olduğunu…

Kanlı bir kıyımla teslim alınmak istenen komünist ve devrimci irade ezilemedi. Sessizce ezileceği umut edilen F tipi zindanlarında düşleriyle besleneceği uzun bir açlığa yatırdı bedenini. Her hücresiyle devrim şarkıları besteleyen ölüm oruçlarıyla meydan okudu faşizmin çelik karanlığındaki gövdesine. Birer birer gerçekleşen ölümlerle, esas katledilmek istenen şeylerin, umudun ve düşlerin dimdik ayakta oldukları haykırıldı bir kez daha. Tam yüz yirmi iki devrimci ve komünist, topluma giydirilmek istenen kölelik gömleğini sakınmasızca sundukları bedenleriyle yırttılar! Eriyen her hücrelerinde geleceği muştulayan destanlar yaratarak ölümsüz ölülere dönüştüler.

19 Aralık komünist ve devrimci tutsakların sakınmasız direnişleriyle karşılanırken bu direniş dışarda gerekli destekle buluşamadı. Bu açıdan o, belirli boyutlarıyla burjuvazinin hedeflerine uygun toplumsal sonuçlar yarattı. Ona asıl F tipinin dışarda örülmesinde tarifsiz olanaklar yarattı. 2000 sonrasında derinleşen toplumsal yabancılaşma, yaygınlaşan AVM tipi yaşam, kredi kartlarına bindirilmiş hayatlar, yaygınlaşan kölece çalışma koşulları ve istikrar kazanamayan tepkiler bunun tipik ifadesidir. Fakat bu da bir yere kadar sürdü. Devrimci ve komünist hareket büyük oranda geriye çekilmiş olsa da sayısız biçim ve araçla yıllarca denetim altında tutulan işçi ve emekçiler bir gök gürültüsünü andıran öfkeleriyle 2013’ün Haziran’ında bu duvarları yıkmaya giriştiler. Komünist ve devrimci düşlerin kendisini içinden yeniden üreteceği bir halk ırmağı yarattılar.

Bu metni tarihsel kılan özelliklerden biri de dilekçenin bir bölümünün daha sonra ölüm orucunda ölümsüzleşen Lale Çolak yoldaş tarafından temize çekilmiş olmasıdır…

* * *

Nizamiyede, parmak izi ve kimlik gibi formalitelerin tamamlanması da 2 saate yakın sürdü. Hücrelere........

© sendika.org