Öğrenciliğin dönüşümü üzerine (2): Burası gençler için bir ülke değil, ya diğeri? Diğeri de değil!

“Türkiye siyaseti yeniden şekillenirken sosyalist strateji” dosyasındaki diğer yazılara ulaşmak için tıklayınız.

Kapitalizm daha önce sadece ticarete konu olan-olmayan her şeyi sermaye ilişkilerine çekmeye doğru genişleme eğilimi içindedir. Bu anlamıyla mali oligarşi sadece sermayenin önündeki engelleri kaldırmaz, eğitim, sağlık, çevre, kültür-sanat, ulaşım, spor sermayenin azami artı-değer sömürü alanları olarak yeniden organize edilir. Bu alanların her biri kapitalist üretim ve sermaye birikiminin doğrudan parçası haline gelir. Haliyle eğitimin, sağlığın, kültür-sanat-sporun sadece metalaşması problemiyle karşı karşıya değiliz, her birinin sermayeye uygun biçimde yeni biçim ve içerikten kapitalist ilişkiler çerçevesinde dönüşmesiyle ve sermaye birikiminin organik parçası olması durumuyla karşı karşıyayız.

Bu anlamıyla eğitim sırasında öğrenciliğin aktif olarak toplumsal işbölümüne uygun, üretken bir işçi olarak yeniden üretildiğini ve eğitimin piyasa ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandırılmasıyla örgün eğitim sırasında emek gücü olarak görülüp, sermaye birikiminin aktif olarak bir kaldıracı haline geldiğini söylemekteyiz.

Basit bir örnekle başlayacak olursak; daha önce meslek liselerinde diyelim ki 100 tane oturmak için sıra yapılıyor olsun. Öğrenciler de pratik öğrenme gerçekleştirerek bu sıraları yapıyor olsun. Bu sıraların bir kısmı (tamamı da olabilir) kendi okulundaki sıraları yenilemek için kullanılırken bir kısmı da satılıyor olsun (tamamı da satılabilir). Satılan sıraların gelirleri sıra yaparken kullanılan maddelerin giderlerini ayırdıktan sonra okulun döner sermayesine ekleniyor olsun. Bu örnek ile öğrencileri Siemens Industry Software Limited ile yapılan “Dijital Tasarım Eğitiminde Teknoloji İşbirliği”[1] kapsamında veya en baştan öğrencilere “pratik yapma” bahanesiyle okulun bünyesinde açılmış örneğin Bosch, Siemens, Profilo, Gaggenau markalarını bünyesinde bulunduran “Bosch Elektrikli El Aletleri Atölyesi”nde [2] çalıştırarak, o atölye/laboratuvarda öğrencinin tüm emeğini kapitalist işbölümüne uygun artı-değer üretimine doğrudan bağlanması ve ürünün firma aracılığı ile satılması tepeden tırnağa farklıdır.

İlki üretim faaliyetinde elde ettikleri gelirleri döner sermaye fonlarına aktarırken diğeri doğrudan kapitalistin programı çerçevesinde öğrenci emeğini örgütlemiş biçimde sermaye ilişkilerine çekmiştir. Bu biçim uzun yıllardır yerleşiklik kazanmıştır. (Döner sermayeden kendi cebini dolduran müdür, müdür yardımcıları, bazen öğretmenler olsa da bu düpedüz yolsuzluktu.)

Ancak önümüzde duran tablo firmaların okullara atölye açmasından daha ileri boyuttadır. Tüm eğitimi “işgücü rezervi” olarak görülen öğrencileri doğrudan sermaye ilişkileri içine çekmektedir. MESEM’ler aracılığı ile bu sömürü 14 yaşa kadar indirilmiş vaziyettedir. Unutulmamalıdır ki “çocuk hakları” da kazanılmış haklar arasındadır. Ancak burjuvazi kazanılmış tüm haklara saldırdığı gibi “çocuk hakları”na da saldırmaktadır. Toplumun işçileştirilmesi çocuklardan emeklilere kadar kazanılmış haklara saldırarak genişlemektedir.

2025 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’na baktığımızda iki temel şey göreceğiz;[3]

Görüldüğü gibi mesleki okullardan başlayarak okulların hem fiziki olarak OSB’lere taşınması hem de eğitimin içeriği özel sektörün ihtiyaçlarını giderecek biçimde kurgulanacağı açıkça söylenmektedir. Bu tek yönlü geleceğe ara elaman yetiştiriciliğinden farklı bir biçimdir. Bu güncel olarak örgün eğitim sürecinde öğrencilik adı altında ücretsiz/ucuz işgücü olarak özel sektör için çalıştırılmak demektir. Eğitim-öğretim bir bütün olarak kapitalist üretime entegre ediyor.

“Meslek lisesi memleket meselesi” bir dönem herkes tarafından sıkça dillendirildi ama bizler tarafından çabucak unutuldu. Oysa sadece Türkiye’de değil tüm dünyada meslek liseleri ve yüksek okullar stratejik bir yerde durmaktadır. Dünyada ve Türkiye’de her türlü kurum ve ilişkinin daha dolaysız sermaye birikiminin içine çekiliyor oluşunun somut biçimi olarak görmeliyiz bu dönüşümü. Bu dönüşümü, okulları sadece sermayeye peşkeş çekme olarak değil, sermaye ilişkisi içinde olmayan herhangi bir şeyin okulla ilişiğinin kesilmesi olarak görmeliyiz! Ders müfredatları, ders saatleri, ders günleri, mekansal olarak okulun kendisini, öğretmeni, her şeyi özel sektörün ihtiyacına göre yeniden yapılandırılası söz konusudur. Bu anlamıyla eğitim, sermaye birikim sürecinin doğrudan bileşeni haline gelmektedir.

Türkiye kapitalizminin dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm, Endüstri 4.0’a geçiş, girişimcilik gibi konuları Milli Eğitim Bakanlığı protokolleriyle beraber eğitimin tamamını kapsayarak iç içe geçmiş bir dönüşüm gerçekleşmektedir. Microsoft, Google, Bosch, Simens vb. bir yandan okullara atölyeler aracılığı ile yerleşirken, diğer yandan da eğitimin içeriği de sermaye programlarına göre yeniden şekilleniyor.

Bu dönüşümün bir yönünü oluştururken diğer taraftan yine kapitalist işbölümüne uygun “yaratıcılık” adı altında tek yönlü bir gelişim gerçekleşir. Kapitalist şirketlerle gerçekleştirilen işbirlikleri aynı zamanda onların araçlarının da kullanımını zorunlu kılar. Örneğin Microsoft Showcase School’da tüm ekosistem Office 365, Teams ve Azure bulut hizmetleri etrafında şekillenir ya da bir okul “Google Referans Okulu” olduğunda, tüm iletişim, ödev paylaşımı ve ders materyalleri Google Classroom, Drive ve Meet üzerinden yürütülür. Bu aynı zamanda bağımlılık ilişkisiyle beraber toplumsal bir dönüşümün de parçasını oluşturur.

Bununla beraber Türkiye’de AR-GE merkezleri, teknoparklar ve üniversite-sanayi protokolleri kalıcılaşıyor. Eğitimin kendisi sermaye ile iç içe geçmiş, üretim ve yeniden........

© sendika.org