Amaçla yolu birleştirmek!

“Türkiye siyaseti yeniden şekillenirken sosyalist strateji” dosyasındaki diğer yazılara ulaşmak için tıklayınız.

Eduard Bernstein, 1899’da Evrimci Sosyalizm kitabında “nihai amaç hiçbir şey, güncel hareket her şeydir” diye yazmış, güncel hedefler için mücadele ile evrimci/reformcu yoldan sosyalizme varılacağını iddia etmişti. Kapitalizmin teknolojik ve demokratik kapasitesini, işçi sınıfının ekonomik mücadelesini abartarak devrim ve sosyalizm yolunu kapatmıştı. 136 yıllık deneyim bu yolun çıkmaz sokak olduğunu gösterdi. Bernstein’in öngörüsünü doğrular gibi görünen ABD’de Yeni Düzen (New Deal), Avrupa’da refah devleti dönemleri kapitalizmin tarihindeki arızî (gelip geçici, olumsal, sonradan olan ve dıştan gelen) yönelimler olmanın ötesine geçemediler. Günümüzde ABD ve Avrupa’da emekçi sınıfların, sosyal demokrasinin, liberal demokrasinin “hali pür melali” ortadadır.

Öte yandan, nihai amaç-güncel mücadele ilişkisi dünyayı değiştirmek isteyenlerin, bizlerin de sorunu olmaya devam ediyor. Nihai amaçla o amaca ulaşmak için kat edilmesi gereken yol ve yürüyüş arasındaki bağın her somut durumda yeniden kurulması, düşüncelerin maddi güce ulaşması için doğruluk ve haklılığın mücadele pratiğinde, örneğin gücüyle gösterilmesi gerekiyor.

Tarih bilinci, geçmişin bugünden bir bakışla (retrospektif) irdelenmesiyle birlikte, şimdinin içindeki geleceğin kavranmasına (perspektif), ikisinden yeni ve devrimci bir şimdiki zaman yaratılmasına olanak verdiği için vazgeçilmez önemdedir.

Zaman kavramı ve bilinci, felsefenin ve pratik mücadelenin temel konularından biri olagelmiştir. Egemen sınıflar, yalnız üretim araçlarına değil, ölümlü insanın en değerli varlığı olan zamanına el koyarak hükmediyorlar. Kapitalizmde artık değerin kaynağı emekçinin sermayenin el koyduğu artık zamanıdır. Kapitalist sınıfın zamana hükmetmesi günümüzde doğrudan mad­di üretimden toplumsal yeniden üretime, gündelik ilişkilere, ide­olojilere, kültüre, özetle yaşamın tüm alanlarına doğru genişle­miştir. Günümüzde hız, üretimin, tüketimin, yaşamın kırbacı haline gelmiştir. Zorunlu emek zamanının kısaltılması, serbest zamanın kapitalist kültür boyunduruğundan kurtarılması stratejik mücadele hedeflerinden biri olmaya devam ediyor.

Kapitalizmin sınırı ve sınır bilinci üzerine çok yazdım. Daha da derinleşmek gerekiyor. Burada, sınır bilincinin, sınıf mücadelesiyle, siyasetle ilgili iki kalkış önermesini olumsuzundan, güncel kapitalizmin olmazları üzerinden kısaca formüle etmekle yetineceğim. Birincisi, üretici güçlerin verili gelişme düzeyi metaya, kâra endeksli mübadele değerleri uygarlığının sınırlarını belirgenleştiriyor. İkincisi, dünyanın bugünkü efendileri Fransız Devrimi’yle göndere çekilen eşitlik, özgürlük, kardeşlik şiarlarını belleklerden, tarihten silme noktasına geldiler. Rastlantılarla değil, kapitalist dünya sisteminin zorunlulukları ile açıklanabilecek bir durumla yüz yüzeyiz. Sınırda ve bunalımdaki kapitalizm altında burjuva demokrasisinin, refah devletinin, Keynesçi reform programlarının diriltilmesi; barış; “yeşil” ya da “mor” dönüşüm ; ülkeler, sınıflar arasında daha adil bir bölüşüm; “sürdürülebilir kalkınma” vb. olmayacak dualardır. Bunlara “amin” diyerek devrimci ve gerçekçi bir siyaset güdülmesi olanaksızdır. Öte yandan, temel hak ve özgürlükler, hukuk güvenliği gibi değer ve amaçları kapitalist sınıf taşıyamıyor diye çöpe atacak değiliz. Devrimci bir yorumla sahipleniriz.

Sınıf, son derece somut sosyolojik bir gerçeklik, ama aynı zamanda varlığı her zaman her yerde çıplak gözle görülemeyen bir soyutlamadır. Sınıflar hareketleriyle var olurlar. Hareket ise ona etki eden koşut ve karşıt eğilimlerin bileşkesi olarak ortaya çıkar. Üretici güçlerin, üretim ilişkilerinin somuttaki durumu; sermaye birikim rejimi; baskın üretim ve tüketim kültürü; devlet biçiminde örgütlenmiş sermaye ile toplumsal proletaryanın siyasal-sendikal örgütlülük ve bilinç düzeyleri vb. bu bileşkenin öğelerini oluştururlar. “Zamanın ruhu” diyebiliriz.

Toplumsal proletarya, emeğin katmanlaşarak, çeşitlenerek büyüdüğü, genişlediği bir nesnelliği ifade ettiği için işlevli bir kavramlaştırmadır. Bilişim çağında emek-sermaye antagonizması sanayi kapitalizmi döneminden farklı olarak kristal keskinlik ve berraklığında bir kutuplaşma olarak cisimleşmiyor. Toplumsal proletarya çok katmanlı, çok sektörlü, karmaşık ve akışkan bir taraf biçiminde var oluyor. Nesnel sınıf konum ve aidiyetleri ile toplumsal/siyasal dinamikler kendiliğinden örtüşmüyor. Toplumsal cinsiyet ve doğa-insan ilişkileri, uygarlığımızın “kimlik sorunu” diye geçiştirilemeyecek, sınıf mücadelesinin kendiliğinden, “geçerken” çözemeyeceği iki temel ve kadim sorunudur. Yolları kesiştirmek, nesnelliğin sunduğu........

© sendika.org