Gökhan Atılgan’ın “Sosyalist Soldan Kemalizme Olumlu Bakışlar” makalesine gecikmiş bir cevap

(Değerlendirilen makale: Atılgan, Gökhan. 2009. Sosyalist Soldan Kemalizme Olumlu Bakışlar (1920-1971): Nedenler, İmkânlar, Dönemler ve Bazı Sonuçları. Praksis. S. 21. 2009/03. s. 47-76)

Bir kere daha Kemalizm tartışması yazısı yazmak gerekti. Çünkü Kemalizm tartışması sadece “Kemalizm” değil aynı zamanda Türkiye tahlili, ittifaklar ve devrim stratejisiyle ilgili tartışmasıdır. Bu nedenle, pek çok tartışma ister istemez buraya doğru gelmektedir.

2025 yılında da 19 Mart operasyonu sonrasında ortaya çıkan halk tepkisi ve bu eylemlerin ana kitlesini kimlerin oluşturduğu, buradan nereye gidilebileceği gibi tartışmalar güncel hale geldi. Doğan Avcıoğlu ve Yön/Devrim hareketi sıklıkla tartışılan bir konu. Faşizmin baskılarının yoğunlaşması ve daha yaygın hale gelmesi ister istemez hangi gündemlerle, kimlerle, nasıl bir direniş oluşturulacağı tartışmalarını ihtiyaç haline getiriyor. Öte yandan Kürt sorunu konusunda süren görüşmelerle yürüyen süreç yeni tartışmaları yoğunlaştırıyor. İşte burada Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna ve dönüşümlerine, Mustafa Kemal’e, Kemalizm’e bakış gibi konular güncel önemi artan bir tartışma alanını oluşturuyor.

Biz de bu yazıda 2009 yılında yayımlanan bir makale üzerinden bu konular hakkında fikrimizi belirteceğiz.

Önemli bir konuyu unutmamak gerekir: Yeni bir sosyalist dalgayı, Kemalizm’e bakışın doğruluğu sağlamayacak ancak gelişebilecek bir dalgada bu konudaki tutum da etkili olacak.

Sosyalist hareket yeni yükselişini sınıflar mücadelesinde işçi sınıfının ve onun müttefiki olan emekçi halk sınıflarının mücadelesini yükselttiğinde düğümü çözebilecek. İşçi sınıfı mücadelesi, politik alan merkez olmak üzere, ekonomik-demokratik alan ve ideolojik alanda birlikte yürüyecek.

Öte yandan içinde bulunduğumuz dönemde ideolojik mücadele de özel önem taşıyor. Çünkü 1960 ve 1970’lerde Marksizm’in ilerici halk kitleleri, öğrenciler ve aydınlar üzerinde kurduğu düşünsel etkinlik 1980 ve 1990’larda aşınırken başta liberal sol olmak üzere Kürt yurtsever hareketi, anarşizm, feminizm gibi akımların etkinliği arttı. Artık on yıllara ulaşmış olan bu etkisizlik dönemi en temel kavramların bile doğru kullanılmadığı, temel tartışma konularında 1970’lerde liseli devrimcilerin bile hakim olduğu konuların savruk ve yanlış şekilde ele alındığı bir ortam oluşturdu. Böyle bir savrukluk, ideolojik bulanıklık ortamında sosyalistlerin içinde bulundukları çevrelerden çıkıp geniş halk kitlelerini etkileyebilmeleri pek mümkün görünmüyor. Ancak yine de, sosyalist hareketin, önemli kısmı CHP’de bulunan laik kesimler içinde de, uzun süredir önemli kısmı Kürt yurtsever hareketi çevresinde bulunan Kürt ilericileri içinde de, geleneksel ve kültürel nedenlerle sosyalizme karşı olan sağcı emekçi halk kitlelerinde de etkisini artırması mümkündür.

Yazar sosyalist sol ile Kemalizm arasındaki ilişkiyi Kurtuluş Savaşı döneminden başlayarak ele alıyor. Kemalizm’in bir burjuva siyasal tavır olduğunu, bu nedenle esas olarak sosyalistlere mesafeli olduğunu ancak konjonktürel olarak SSCB desteğine ihtiyaç duydukları dönemlerde sosyalizme yakın söylemlerde bulunduklarını belirtiyor.

Kitapta TKP, MDD (Yön, Mihri Belli, Hikmet Kıvılcımlı), TİP ve 71 devrimci hareketlerinin (THKP-C, THKO, TKP/ML) Kemalizm’e bakışı üzerinde duruluyor. Sosyalist hareketin, Kemalizm’e olumlu bakışına olanak sağlayan söylemler (bağımsızlık), uygulamalar (ekonomik planlama, devletçilik) olarak özetlenebilir.

Atılgan, TKP’nin ve sosyalist hareketin Kemalizm’e olumlu rol biçmesinin nedenlerinden birisinin, Komintern’in “doğrusal tarih görüşü” olduğunu belirtiyor.

Türkiye Sosyalist Hareketi’nin Kemalizm ile olumlu ilişki kurmasında üç etmen öne çıkar: Sosyalist düşünceye uzun yıllar hâkim olan doğrusal tarih görüşü, Kemalizmin özellikle Milli Mücadele yıllarındaki antiemperyalist yönüne yüklenen anlamlar ve Türkiye Sosyalist Hareketi’nin bazı önemli önderlerinin Kemalizm ile kurdukları manevi ilişki. (Atılgan, 2009, s. 48)

Türkiye Sosyalist Hareketi, 1960’ların ortalarına kadar, Komintern’in resmi görüşü olan doğrusal tarih kavrayışını ve buna bağlı olarak “iki aşamalı devrim stratejisi” fikrini paylaştı. Bu perspektif, her toplumun tarihin zorunlu evrelerinden geçmek durumunda olduğuna, bu evrelerden biri atlanarak bir sonrakine erişilemeyeceğine ilişkin bir öyküyü anlatıyordu. (Atılgan, 2009, s. 48)

TKP’nin Kemalizm’e bakışını, kendi içinde yaşadığı görüş ayrılıklarını (Şefik Hüsnü/Şevket Süreyya), Kadrocuların (1932-34) Kemalizm’e sol bir görüntü verme çabalarını ve buna sınırlı ölçüde izin verilip daha sonra derginin kapatılmasını aktarıyor.

Biz bu yazıda soldaki diğer akımların Kemalizm’e bakışı hakkındaki değerlendirmeler üstünde durmayacağız. Esas olarak, Mahir Çayan’ın çözümlemeleri ve ülkemizin somut politik durumu temelinde, Atılgan’ın -bugün için daha kritik olduğunu düşündüğümüz- genel bazı değerlendirmeleri üzerinde duracağız.

***

İddia 1: Atılgan, Kemalist hareketin komünistlere yaptığı baskılar ile komünist hareketin Kemalizm’e olumlu bakışı arasında çelişki olduğunu belirtiyor.

Sosyalistler, nasıl oldu da çoğu zaman kendilerine eziyet eden, liderlerini tutuklayan, örgütlenmelerini yasaklayan, fikirlerinin yayılmasını engelleyen Kemalistlerin siyasal ve toplumsal projelerine olumlu anlamlar ve roller yüklediler; onunla hem ideolojik hem de siyasi düzeyde iyi ilişkiler kurmaya çalıştılar? (Atılgan, 2009, s. 47-48).

Cevap 1: Siyasal bir değerlendirmede muhatabımızın “komünist/sosyalist harekete nasıl baktığı” tek, hatta “en önemli”, parametre değildir. Küçük burjuva radikal bir hareket olarak Kemalizm son tahlilde bir burjuva ideolojisi ve siyasetidir. Komünist/sosyalist olmaları zaten beklenemez. Sosyal temeli zayıf bir hareket olarak baskıcıdır, demokratik değildir. Bütün bunlara rağmen Türkiye’deki imparatorluk kalıntılarına, şeriatı temsil eden kurumlara, önemli darbeler vurarak toplumsal ilerlemeye katkıda bulunmuştur. Ülkenin siyasal bağımsızlığını savunmuş ve sağlanmasına öncülük etmiştir. Antiemperyalizmin en tutarlı biçimi “antikapitalist” olmaktır. Dolayısıyla antikapitalist olmayan bir antiemperyalizm sonuçta emperyalizmle uzlaşmaya götürür ve götürmüştür de. Ancak, somut durum ile “son tahlil” arasında bir mesafe ve hareket alanı vardır. Sosyalistlerin, bazı dönemlerde, Kemalizm’i, sosyalistlere baskı yapmalarına rağmen, hiçbir düzeyde “antiemperyalist” olmayan, Kemalizm karşısında savunduğu siyasal ve toplumsal hedefler çok daha gerici olan, üstelik ülkemizde ciddi bir sosyal temeli de bulunan Osmanlıcı ve şeriatçı hareketler karşısında bu açılardan desteklemiş olması oldukça mantıklı bir siyasal tavırdır.

***

İddia 2: Atılgan, 12 Mart darbesini yapanların “Kemalist” olduğunu belirterek, bu durumun Kemalistlerden ilerici bir darbe bekleyenleri hayal kırıklığına uğrattığını belirtiyor.

Kadere bakın ki, Doğan Avcıoğlu’nun 1971 yılında örgütlenmesi içinde yer aldığı hükümet darbesi teşebbüsü (9 Mart), Kemalist paşalar tarafından bir karşı darbeyle (12 Mart) önlendi. Doğan Avcıoğlu ve arkadaşları da tutuklanarak cezaevine kondu. (Atılgan, 2009, s. 65)

Sosyalistler, 1971’de Kemalistlerden ağır bir darbe yedikten sonra Kemalizm ile yüzleşmeyi, onun toplum projesine karşı alternatif bir toplum projesi geliştirmeyi düşünebildiler. (Atılgan, 2009, s. 73)

Cevap 2: 12 Mart cuntasını “Kemalist” olarak nitelemek tarihi çarpıtmaktır. Burada sorulacak doğru soru “çalışmalarıyla 1960’ları-70’leri gayet iyi bildiği açık olan Gökhan Atılgan’ın, ordu içindeki çatışmaları, gerilimleri farklılıkları görmezden gelmeyi neden tercih ettiği?” sorusudur.

Elbette ki bir kişinin veya siyasal akımın kendisini nasıl tanımladığı önemlidir ama tek belirleyeni bu değildir. Marx bunu, mealen, “bir bakkal bile bilir ki, kişilerin ne olduğunu kendileri hakkındaki yargıları değil yaptıkları belirler” şeklinde belirtmiştir. Türkçede de “ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” diye bir deyim vardır. 12 Mart paşalarını Kemalist olarak tanımlarsak şu anda var olan “Sosyalist Enternasyonal” adlı kurumu da isimlerindeki “sosyalist” ibaresi nedeniyle sosyalist olarak tanımlamak, Adalet ve Kalkınma Partisi’ni de “adaleti hedefleyen bir parti” olarak tanımlamak gerekebilir.

Üstelik Türkiye’de “Kemalizm” kavramı esas ve yaygın olarak daha sol kesimler tarafından kullanılırken, devlet ve sağ tarafından yaygın olarak kullanılan ifade “Atatürkçülük”tür. Mahir Çayan, küçük burjuvazinin en bilinçli zümresi olan “asker-sivil aydın zümre”nin de bilinç seviyesi düşük ve anti-komünizm şartlanmasının etkisi altında........

© sendika.org