Macaristan’da rejim içi devir teslim

Neofaşist Viktor Orbán, 16 yıl sonra ilk kez seçimleri, eski yoldaşı Péter Magyar’a kaybetti. Brüksel bürokrasisi ve liberal yorumcular, özellikle AB’yi sorgulayan bir liderden kurtuldukları için çok sevindiler. Onlara göre bu, demokrasiye dönüş arzusunun bir zaferiydi. Ben farklı düşünüyorum.

Seçim sonuçları tabii ki önemli. Ancak, kapitalist demokrasi, haklar ve özgürlükler, güçler ayrılığı, bağımsız bürokrasi boyutlarından soyutlanarak seçimlere indirgenemez. Bu boyutları göz önüne aldığımızda, şimdi Macaristan’da, demokrasiye doğru bir “rejim değişikliği” değil, “rejim içi bir değişiklik” olduğu görülüyor. Bu ayrımı kavramadan ne Macaristan’ı ne Polonya deneyimini ne de daha geniş bir coğrafyada “süreç olarak faşizmin” derin ayak izlerini görebiliriz.

Bu kez kültür değil ekonomi

Orbán’ın seçim kampanyası her zaman olduğu gibi “kültür savaşları” ve kutuplaştırma çabası üzerine kuruluydu. Ancak, göç tehlikesi, ailenin kutsallığı söylemi, Ukrayna’nın Macaristan’ı savaşa sürükleyeceği korkusu, Soros’un (Yahudi lobilerinin) gölgesi gibi argümanlar bu kez işe yaramadı.

Macaristan ekonomisi son üç yıldır adeta durma noktasındaydı. AB fonlarından gelen 28 milyar avro, kamu hizmetlerine değil yandaş şirketlere akmıştı. Hastaneler ancak bir yıl sonrasına randevu verebiliyordu, demiryolları çürümeye terk edilmiş, okullar yoksullaşmıştı. 2010’da yoksulluk ve yolsuzlukla savaşma iddiasıyla iktidara gelen Orbán; şimdi bu sorunların bir simgesine dönüşmüştü.

Diğer taraftan, Orbán’ın rakibi toplumsal muhalefetin lideri Magyar, Orbán rejiminin kurucularından, 2002’den 2024’e kadar Orbán’ın partisi Fidesz içinde üst düzeyde çalışmış bir isimdi. Magyar’ın temsil ettiği kültürel çizgi, göçe, yabancılara, AB’nin göçmen kotalarına, Ukrayna’ya silah gönderilmesine karşıydı; LGBT hakları, İstanbul Sözleşmesi, kürtaj hakkı gibi konuları gündemine almıyordu. Kısacası Magyar Orbán’la aynı kültürel zeminde duruyor. Magyar, seçim kampanyasını yolsuzlukla mücadele, kurumları onarma, Macaristan’ın demokratik kültürünü yeniden inşa etme, yargı bağımsızlığını restore etme, sivil alanı açma, AB ilişkilerini düzeltme vaatleri üzerine kurdu. Yani seçimler, dünya görüşü birbirine çok yakın iki lider ve parti arasında, esasen yönetim kalitesi ve yolsuzluk üzerinden yapıldı.

Bu tablo Magyar’ın, Orbán rejiminin liberal bir alternatifi değil, seçmenin öfkesinin yönelebileceği “rejim içi” bir çıkış kapısı olduğunu gösteriyor. Sergilediği Avrupa Birliği yanlısı söz ve hareketlerinin de içeriksiz jestler olmaktan öteye gitme olasılığı oldukça zayıf. Kısacası, sistemin kurulu siyasi-kültürel parametreleri içinde hareket eden biri iktidara geldi. Rejim değil, rejimin yönetimi değişti.

Eğer karşımızda gerçek anlamda sol eğilimli ya da seküler-liberal bir hareket olsaydı, rejim, seçim sisteminin aynı yumuşaklıkla çalışmasına izin verir miydi? Bu soru, Macaristan’daki ve benzer rejimlerdeki değişim olasılıklarının sınırlarını ve koşullarını anlamamız için kritik bir öneme sahiptir.

Magyar’ın mecliste elde ettiği ezici üçte iki çoğunluk, ona yasa yapma ve hatta anayasa değiştirme dolayısıyla rejimi altüst etme yetkisi veriyor. Buna karşılık ne Orbán ne de Fidesz panik içinde. Çünkü, biliyorlar ki, Magyar’ın önünde, rejimi koruyan dev engeller var: Veto yetkisine sahip Cumhurbaşkanı, Orbán’ın adamı. Anayasa Mahkemesi, Fidesz yanlısı hukukçuların elinde. Medyanın yüzde seksenine Orbán yandaşları sahip. Sivil ve güvenlik bürokrasisi, Orbán’ın atadığı personelle dolu. Üstelik Orbán henüz genç, 62 yaşında, geri dönme olasılığı azımsanacak gibi değil; hem muhalefet lideri olarak siyasi arenada kalmaya hem de Avrupa Parlamentosu’ndaki güçlü grubunu sürdürmeye kararlı. Orbáncılık da sona ermedi. Onu ayakta tutan devletten bağımsız finansal kurumsal yapı olduğu gibi duruyor.

Örneğin, Orbán rejimi, devlet kaynaklarını vakıflara aktararak kendinden sonra da yaşayacak bir “fikir üretim makinesi” inşa etti. 2021’de Mathias Corvinus Collegium’a (MCC) MOL petrol şirketinin hisseleri dahil 1,3 milyar euroluk devlet varlığı transfer edildi. Merkez Bankası da 800 milyon euroluk vakıf ağı kurdu. Bu yapılar,........

© sendika.org